TR|EN
Actual Content
Newsletter
Casp 2022
EUROCORR
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Publications > Çelik Yapılar
Sayı: 58 - Aralık 2018

Panel




Çelik Yapılarda Dijitalleşme Serüveni



19. Yapısal Çelik Günü’nün Oturum Programı’nda Bina Tasarım Modellemeleri BİM, Bütünleşik Tasarım, Yapay Zeka, Robotlar ve sınırları zorlayan yeni dijital alem, akıllı binalar akıllı şehirler konuları irdelendi.
Çelik Yapılarda Dijitalleşme" ana başlığı altında geniş bir konuyu ele alan 19. Yapısal Çelik Günü’nün Oturum Programı’nda Bina Tasarım Modellemeleri BİM, Bütünleşik Tasarım, Yapay Zeka, Robotlar ve sınırları zorlayan yeni dijital alem, akıllı binalar akıllı şehirler konuları irdelendi. Oturumun Moderatörlüğünü İTÜ İnşaat Bölümü’nden Doç. Dr. Esin Ergen üstlenirken, Red Hot BIM'den Mehmet Polat Diker, PIN Mimarlık’tan Salih Küçüktuna, Computer Engineering’den Burak Karsu ve Tesem Mühendislik’ten Faruk İnsel deneyimlerinden yola çıkarak paylaştıkları görüşleriyle konuya derinlik kazandırdılar. Kaçıranlar için tam metni…
 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Bu konu her zaman bu kadar popüler değildi, bundan on yıl önce derslerimde BIM’den bahsettiğim zaman sınıftan çıkanlar oluyordu. "Türkiye’de BIM uygulanamaz, bu çok ütopik bir konsept" diye itiraz edenler oluyordu. Aynı şekilde görüştüğümüz yükleniciler "Siz fildişi kulede yaşıyorsunuz, biz sahada malzemelerimizi bulamıyoruz, siz dijital modellemelerden bahsediyorsunuz" diye tepkiler gösteriyordu. Fakat son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalar ilerledikçe sektöre de yansıdı. Hatta sektörün akademiyi geçtiği noktalar oldu ve artık dijitalleşme konusunda BIM temel olmak üzere belli bir seviyeye gelindi, bir vizyona ulaştı diye düşünüyorum. Ama bu tepkiler yersiz değildi, çünkü bizim sektör olarak çok geride olduğumuz biliniyor. Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor, inşaat sektörü dijitalleşme alanında diğer sektörlerle karşılaştırıldığında sondan ikinci. Gerek iş yapış şekillerimiz, gerek çalıştırdığımız elemanlar açısından biraz dijitalleşmeye uzak bir sektörüz. Ama BIM artık bunun mümkün olduğuna bizi inandırmaya başladı. BIM aslında birlikte çalışmak için birlikte işbirliğini kolaylaştırmak için geliştirilen bir yaklaşım ama BIM uygulamalarındaki başarılar ortaya çıktıkça artık BIM in bizim dijitalleşmeye geçişte bir platform olarak kullanabileceğimiz bir teknoloji olduğuna inandık ve bunun üzerine yeni hayaller kurmaya başladık. Artık robotiklerden, yapay zekalardan bahsediyoruz. Öncelikle mimarlık alanından başlayacağız ardından mühendislik alanında dijitalleşmeyi konuşacağız, sonra da yazılım alanında bizlere neler getirdi, neler bekliyor bakacağız birlikte, son olarak da süreçlerimiz nasıl değişti konuşacağız. İlk sözü Mimar Salih Küçüktuna’ya verelim.

 

Salih Küçüktuna

PIN Mimarlık

Son 20 yılın kendi açımdan ritmini yapmak isterim önce. Yaklaşık o kadarlık bir süredir mimarlık pratiği yapıyoruz. 20. Yüzyıl’ın sonu 21. Yüzyıl’ın başı aslında bu dramatik dijital dönüşümün mimarlara etkisinin en yoğun olduğu dönem oldu. Özellikle de 90’ların sonu diyebiliriz. Yazılımların önce gelişmesi sonra buna eklemlenen bir takım donanımların, katmanlı üretimin, robotların eklenmesiyle aslında çok heyecan verici bir alan açıldı. 2005 yılında İstanbul’da Dünya Mimarlık Kongresi yapıldı. Burada çok etkileyici olan konu yine bu dijitalleşme idi. Zaha Hadid’ten Frank Grey’den, herkesin İstanbul için bir takım öngörülerinde hep dijitalleşme temelli bir takım düşünceleri vardı. Bunlar hem teorisyen hem de işin pratiğini çok üst düzeyde yapan kişiler. O yıllarda bizim üniversitelerimizde, kendi üniversitemde, 2007 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde 1. Sınıfta ders vermeye başladım, konu da aslında “Hesaplamalı Tasarım” idi. Bu konu o zaman çok yeniydi. İngilizceden çevirisi "Parametrik Dizayn" diye geçiyor ve aslında “Parametrik” denilen kelimenin açılımı “Hesaplanabilirin Ötesinde” ve bu konu o dönem herkesin ilgi odağındaydı. “Hesaplanabilir” demek aslında hesaplanması gereken bir datanın sahaya eksiksiz iletilip, başka bir disiplin tarafından üretilmesini sağlamak demek. Bugünkü BIM’in özünü oluşturan konular bunlar. Yani Enformasyon Tabanlı Model’den bahsediyoruz. Bizim katı modelleme yetilerimizin de yetiştiği dönemler yine 21. Yüzyılın başı. O dönemde o yetileri geliştirirken aslında modelin aynı zamanda bir simülasyon da olabileceği ile ilgili bir takım fikirlerimiz oluşmaya başladı. Buna tabii yazılım ve donanımdaki ilerlemeler de eklenince çok farklı bir seviyeye geldi.

Bunlar derslerde eğitim alanlarına kadar hatta birinci sınıflara kadar indirgendi. Diğer tarafta, işin pratiğinde aslında ortak çalışma yaptığımız endüstri var. Birçok farklı ölçeklerde, farklı endüstrilerle işbirliği yapıyoruz. “Çok Disiplinli Çalışma” diye klişe bir şeydi ama artık gerçekleşiyor bu. BIM’in de biz sunduğu fırsatlardan birisi bu.

Eş zamanlı birçok disiplinle birlikte bir modelin üretilmesi demek ve onun fiziksel olarak üretilmesini de kapsayan bir süreç bu.

21. Yüzyıl’ın getirdiği başka bir şey de aslında bireyin sadece bir işgücü değil, bir girişimci olması. Bu da bizi heyecanlandıran tarafı.

Birey artık portfolyosuyla, iyi eğitimiyle, donanımlarıyla standart bir insan değil. Potansiyel olarak çok fazla üretebilen de anlamına geliyor artık. Bu da aslında ölçekleri çok değiştirdi. Çok büyük yapılar ya da çok küçük ölçekli yapılar var, siz nitelikli bir yapı yapmaya sahipsiniz, bunu birey olarak da yapabiliyorsunuz, bir grupla da yapabiliyorsunuz. Bunu çok büyük bir yapının parçası olarak da yapabiliyorsunuz. İşte bu da önümüzde çok disiplinli ofis ortamlarının da dönüşmesine neden oldu. Kendi çalıştığımız ofisimizde de çok görüyoruz bunu. Aslında burada olan topluluğun, farklı mimarlar, mühendisler, farklı sektörlerden olan insanların aynı ortamda bilgi üretip, bilgi paylaşması ve bu bilgilerin de eklemlenerek daha farklı işbirliklerine sebep olup neticesinde de katma değer üretmesi. Aslında bugün olay sadece üretimin sürekliliği, trende uyup o çarkın içerisine girmek değil, sektörün ve yazılımların geliştirilmesine de bir motivasyon sağlamak. Bizim motivasyonumuz sadece üretmek değil, keşfetmek de üzerine.




Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Mühendislik alanına dönelim biraz da yapılan araştırmalar şunu gösteriyor BIM alanında BIM’i en çok kullanan ve en büyük faydayı elde eden alt disiplinlerden biri çelik. Bu Türkiye’de de benzer mi gözlemleriniz nasıl, eksikliklerimiz nerelerde, ne yöne doğru gidiyoruz Faruk İnsel?

 

Faruk İnsel

TESEM Mühendislik

Mühendislik konusunda BIM’in veyahut da bilgisayarların bizim sektörümüzde kullanılmasının her aşamasını görmüş biriyim.

Yaşımızdan dolayı herhalde bir önceki nesli temsil edeyim diye de çağırdılar beni sanırım. Şimdi biz T Cetveli ile başlayıp bugün çok farklı bir noktaya geldik. Yarın neler görürüz tabii ki insan ömrüyle başladığı noktadan bugünlere doğru baktığı zaman bundan sonrası için ne kadar uçuk şeyler olabileceği konusunda daha iyimser oluyor. Bilmiyorum sizler de bana katılıyor musunuz, ben sizlere de sormak isterim bir gün inşaatların robotlar tarafından yapılabileceğine kimler inanıyor? Evet bir kısmı inanıyor parmaklarını kaldırıyor, kaldırmayanlar da inanmıyor. Şöyle ki inanmayan arkadaşlarımız yalnız değiller bu konuda. Yurt dışındaki kimi üniversitelerden arkadaşlarla da tartışıyorum, sizin gibi düşünen insanlar da çok. Bu konuda ciddi araştırmalar yapmalarına rağmen hem de.

Aslında böyle bir trend var ve bunun çelik sektöründeki yansımalarını da görebiliyoruz. Bir kere yurt içinde benin güncel hayatıma ne faydası oldu, benim hayatıma BIM nasıl dokundu ile ilgili şu örneği verebilirim, ben bir şirkette çalışıyorum başladığımda da 25 kişiydik, şimdi de yaklaşık 25 kişiyiz, başladığımızda yaklaşık 3 Bin Ton civarında bir çelik projesi yapıyorduk, bugün baktığınızda tam 30 Bin Ton. Yani bu verimlilik, performans artışının arkasında yatan sebep bir miktar bizim kazandığımız tecrübe de olmasına rağmen halen iki elimiz, bir başımız var. Burada bize dokunan şey bahsettiğimiz “Dijital Devrim”dir. Şimdi geçmiş dönemde yaşadığımız problemlerde çok ciddi biçimde değişim var. Eskiden bir projeci olarak en çok yaşadığımız sıkıntı, bir gün telefon çalar ve Orada bir kazığın gidip de bir metro tüneline çakılmasını bırakın, bir sıcak borunun bir kablonun yanından geçme ihtimali dahi olmayacak. Dünyada şu an ortamımız böyle bir şekilde değişiyor. Bu değişiklik sadece bir lüks müdür yoksa bir ihtiyaç mıdır konusunu ilerde işleyeceğim.

derler ki, "Hiç sorma! Atlamışız, bizim boru şuradaki çeliğe çarpıyor." Diyebilirim ki son on yıldır böyle bir şey duymadık, bu kalktı. Bütün dünyadan mı kalktı, hayır. Bu konuda bir tartışma, ayak direme, ısrar var ama bu ısrarın negatif tarafında olan kişilerden de bir takım şeyler kaybettiğini hep beraber gözlemleyebiliyoruz.

Bir örnek vereyim, kazık çakıyorlar binayı inşa ederken, kazığı metronun ortasındaki tünellerden birinin ortasına çakmışlar, metro durmuş. Başka bir örnek vereyim, bir ülke düşünün, hayali bir ülke, böyle bir ülke olabilir ya da olmayabilir, çok büyük bir yol ve köprü projesi yapıyordur, yanına da çok milyar dolarlık havalimanı yapıyordur, hiç kimsenin aklına gelmese de bu ikisini beraber çizelim, bakalım yan yana nasıl duruyorlar diye, o hava terminalinin olduğu yerden kaldırıp başka yere kurmak zorunda kalıyorlar inşaat başladıktan sonra. Böyle şeylerin maliyeti o kadar yüksek ki.

Ya da insanlar bizi her aradıklarında "Allah! yine ne yaptık?" dememiz bizim hayatımızdan örnekler aslında. Daha çarpıcısı şu an Türkiye’de çok önemli bir çelik konstrüksiyon fabrikası var, Avrupa düzeyinde, biz de onlarla bilgi değişimi yapıyoruz üst düzeyde, şu an yok ama insansız olarak bir çelik konstrüksiyonu yapabilecek bir imalat makine imkanına sahip. Bu bugün fizibl olmasa da yarın bir gün olacak. Artı dünyada bir takım ülkeler biraz önce verdiğim örneklerin tersini de yapıyorlar. Örneğin Katar. Katar’da bir Milli Koordinat Sistemi var ve bu sistemde tüm binalar her şeyin BIM’i doğru olarak çiziliyor. Dolayısıyla bir gün yıkılan binaların da yerine yenileri yapıldığında ellerinde toplam bir Katar Projesi olacak.

 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Şimdi bir de yazılım tarafını duymak istiyoruz, yazılım dijitalleşmenin ortasında duran bir konu. Neler düşünüyorsunuz gelecek ve mevcut durum hakkında Burak Karsu?

 

Burak Karsu

Computer Engineering

Kendi yol haritamı bir şekilde anlatırsam aslında bu kişisel geçmişim, tam bir cevap olacak. Ben bu devrimin ilk başlarına denk geldim. Çalışmaya başladığım zamanlar 96 -97 senelerinde çizgiden ibaretti bir çelik projesi. Çizgi gruplarından ibaretti ve bu çizgi grupları da neyin ne olduğunu da bilmiyordu aslında. Bir dönem geçti biz paftaları sarılarken ya da kırmızlarken birden ortaya bir program geldi, bağlı programlar ortaya çıktı ve bunlar biz bilmeden aslında BIM’in de başlangıcını oluşturdular. Yani "Obje Bazlı Modelleme" çağının da başlangıcını oluşturdular. Bu Obje Bazlı Modelleme tasarımın ana temasında, her türlü çizgiler grubunun bir aidiyeti vardı. Bu aidiyet sonuçta sorgulanabilir, ölçülebilir, neyin ne olduğunu tamamen ekranda ya da daha sonraki aşamalarda anlatacağım sanal gerçekte de görülebilir bir sistem ortaya çıkardı. Tabii yazılımlar bu işin nüvesini oluşturuyor ve bunları kullanacak bir takım insanlar da var. Biz bu işe başladığımız zaman bir grubun, bir dönemin son temsilcilerinden oldukça büyük reaksiyonlar gördük yazılımlarda. Fakat daha sonra teknolojinin değişmesi, insanların kendilerini adapte edebilmesi, ki sektör olarak çok şanslıyız, çelik sektörü olarak çok kısa zamanda adaptasyonu yapabildik, zaten adaptasyonu başaramayan sayılı sayıda grup, kişi, şirket de devre dışı kaldı, bu adaptasyon hızlandı. İlk dönemlerde bilgisayarlarda çelik modellemelerimi yaparken yine iki boyutta çalışıp ama üç boyutta işler üretiyorduk. Sonra yazılımlar ve bilgisayarların kabiliyetleri artı, donanımsal kabiliyetler de artınca bizler de artık üç boyutta çalışıp, yine üç boyutta düşünebilip, üç boyutta da ekranlarımızda modeli görebilir olduk. Fakat hemen sonrasında ortaya çıktı ki, üç boyutta bir şeyler yaparken bunlardan aldığımız kağıda baskı ürünler de yine iki boyutta. Yani sonuçta yine bir kâğıt çıktıya indirgiyoruz her şeyi. Bundan sonra görüyoruz ki kağıtlar da devre dışı kalabilecek.

Faruk Bey az önce sordu, robotlu üretimi düşünebilir miydiniz diye, ben işte ilk başlarda bu işin bu boyutlara gelebileceğini düşünmüyordum. Aradan 27 yıl geçti ben şimdi düşünüyorum neden düşünmemişim diye. Onun için bence düşüncelerimizi şöyle bir gözden geçirip bu çerçevede bir on yıl sonrasını ya da beş yıl sonrasını kurgulamanızı tavsiye ederim.

 

Daha sonra zamanla modelleme teknikleri arttı ve daha fazla talepler gelmeye başladı. Daha fazla detayların modellere işlenmesi istendi. Yazılımlar da bunlara karşılık vermek üzere yenilendi. İmalat teknikleri de buna paralel arttı. Çelik bu imalat tekniklerinin uygulanması için de doğru bir platform oldu. Şimdi biz modellere daha fazla bilgi koydukça, onların imalat boyutunda, yani gerçek düzlemlerle de gerçek boyutlarda kullanım imkanı da arttı. Biz eskiden kaynak modellemesi yapmazdık artık kaynak modellemesi yapmak durumda kaldık. Çünkü robotlar artık bunları kullanıyor. Bu kaynak bilgisini, kaynağın nereden başlayıp nereden nereye gittiğini ve üzerindeki kaynak gibi birçok parametreyi robotlar kullanabiliyor ve insan faktörü olmadan bu kaynağı artık biz yapabiliyoruz. Şimdi tabii birçok yazılım var ortada ve bu birçok yazılım aynı dil üzerinden konuşabilme ihtiyacı ortaya çıktı. Mesela nasıl İngilizceyi genel bir platform olarak kullanabiliyoruz farklı toplumlarla konuşabilmek için, bilgisayar programları da kendi arasında konuşmaya çalıştılar. Ne kadar başarılı oldu, olacak bu ayrı konu ama birçok yazılımın konuşabildiği formatlar da oluşturuldu. Yani dolayısıyla mimarlarla biz çelikçilerin kullandığı programlar arasında fark olsa da birbirlerine veri transferi bugün gayet de başarılı şekilde yürütülebiliyor. Bundan sonrasında çok farklı yerlere de gidebilir. Biz mesela senede bir yaptığımız teknik toplantılarımızda görüyoruz ki artık sanal gerçeklik boyutunda biz mamen ortaya konmasa da, satılabilir, ticari amaçlı olmasa da biz yaptığımız satılabilir modelleri bir bina içerisinde de gözümüzde gözlükler gibi ilave aparatlar kullanarak gözlemleme aşamasına geldik. Çok detaylı incelemeler yapabiliyoruz, bunları ileriki çok da kısa dönemde şantiyelerde, ofislerde, birçok yerde bu modeli yaptıktan sonra, detay seviyesi yaratıldıktan sonra bunlar bu seviyelere gelecek. Ben 20 sene önce bunları düşünememekle beraber artık bunların çok yakın zaman içinde hepimizin hayatının, çelik projeci, çelik imalatçı, yapımcı, herkesin bu tür detaylarla uğraşacağını düşünenlerdenim.

 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

BIM danışmanı olarak dijitalleşmenin çalışma sistematiğini nasıl değiştirdiğini biraz anlatabilir misiniz Mehmet Bey?

 

Mehmet Polat Diker

Red Hot BIM

Ben mimarım, Türkiye’nin en uzun süredir BIM danışmanlığını ve yöneticiliğini yapanlardan biriyim. Uzun yıllar sektörde çalıştım, patronluğum yenidir, dolayısıyla işin mutfak kısmından gelen biri olarak söyleyebilirim. Çalışan olarak bakmak isterim ki öncelikle hayatımıza modelleme girdi, bir takım programlar önden hayatımıza girmişti ama bunlar çalışma biçimimizi değiştirmemişti. Yine Rönesans’tan beri sorunları algılamak için plan, kesit dediğimiz bir takım araçlarla aslında soyutlayıp anlamaya çalışıyorduk ve çözüm üretmek istiyorduk. Modellemeye de aslında naif bir şekilde başladık.

Bu günlere gelebileceğimi de hiç bir zaman düşünmedik biz de. Yani şunu düşünüyorduk, modelde doğruysa planda da kesitte de doğrudur. Hatta modelde düzelttiğim zaman diğerlerini unutma şansım azalacaktır diye. Çok da pragmatik yaklaşımla modellemeye başladık. Daha sonra daha akıllı modeller yapmaya başladık. Fark ettiğimiz şu oldu, biz aslında modelleme yaparken binanın dijital tanıtımını da yapıyoruz. Yani elimizde binayı fiziki fonksiyonları ile tanımlayan bilgisayar ortamında yarattığımız bir binamız var. Yapılış metodunu da, inşaat metodolojisine çok yakın olduğu için bu bize inanılmaz kapılar açtı.

 

"Model" denilince meslekten dolayı aklımıza üç boyutlu modellemeler geliyor ama aslında model gerçek hayatta olanın veya olabilecek olanı algılamak için kuruduğumuz matematiksel bir denklem. Bugün meteorologlar da bir takım modeller kuruyorlar, işte farklı finans kesimi de bu yöntem üzerinde bir takım şeyleri anlamaya çalışıyor, dolayısıyla bizler yavaş yavaş şunu fark etmeye başladık ki, tek başımıza bir model yapıyordum ama bakıp modele sorular soruduğumuz zaman gerçek hayatta karşılaşabildiğimiz sorunlara da ışık tutmaya başladı. Bu inanılmaz bir şekilde hayatımıza modelleme metodolojisiyle çalışmayı soktu. Bir defa pragmatik bakıyorduk ve bunu gördüğümüz anda dedik ki, bu iş modelleme ile yapılır. Bu konuda çelikçileri ben çok takdir ediyorum, belki de endüstrinin diğer paydaşları arasında ilk bu tarz çalışmaya başlayanlar çelikçilerdir. Ondan sonra yavaş yavaş bu modellerle birlikte konuşmaya, anlaşmaya başladık. Buna ben "Yapı Bilgi Modellemesi" diyorum. Bu da enteresan bir şey, model var güzel ama benim mühendisim, mimarım bu modelle ve bu modelleme metoduyla çalıştığı zaman bu model bana katkı sağlıyor aslında.

 

Yani kimsenin bakmadığı bir modelin olması bir fayda sağlamıyor. Bu metodla çalışan mühendislerin, mimarların olduğu zaman faydası oluyor. Tabii bunu işverenler de gördü ve artık "Birlikte Çalışma" dediğimiz düzen geldi. Bunun artıları da eksileri de oldu, başkalarının yaptıklarını çok net görebiliyorsunuz ve oradan istediklerinizi alabiliyorsunuz. En basitiyle çelik projesini ben getiriyorum koyuyorum ve üzerinde ben mimarimi yapıyorum. Oradaki bütün değişiklikleri anında fark ediyorum. Bazen de, ki kıtalararası çalıştığımız da olabiliyor bazen, bir sorunu iletebilmek yazı ile o kadar zorken, modeli gönderip, "Şuraya bir bak" diyebilmek inanılmaz kolaylık getirdi. Modellerimiz kendimizin önünde gitmeye başladı. Buna ben silomuzdan çıkmak diyorum. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok fazla bina yapılınca bizler çok özelleştik. O kadar özelleştik ki başka disiplinlerle ilişkimizi koparttık.

Mimar olarak da itiraf edebilirim rahatlıkla, teslime bir hafta kala statikte bir değişiklik olduysa gerekirse kulağımızın üzerine yatabiliyoruz. Çünkü o değişikliği almak, yeniden o projeleri yetiştirmeye çalışmak, belli bir zamanda teslim etmek kolay değil, kulak üstüne yatmak demek yani farkında değilmiş gibi davranmak demektir. Ama şimdi bu dönemde o iş ortadan kalktı. Bu kadar farklı disiplini bir arada çalıştırabilmek için de hayatımızda işte BIM uygulama planları gibi, bir takım uluslararası standartlar gibi, bu işi güzel tanımlamak ve bu süreci yönetme kısmı geldi. Yani ben modelimi ne zaman teslim edeceğim, modelimde hangi bilgiler olacak, bu bilgilerden kim nasıl faydalanacak gibi konular artık konuşulmaya başlandı. Eskiden bir çelik proje yaptığınızda sizin için yeterli olan metrajını çıkarmak, çizimlerini vermek yeterliydi. Hadi daha ileri kesme makinalarına, robotlara götürdünüz, bu yeterliydi. Başka disiplinlere vereceğiniz datalar çok tanımlıydı. Ama bu gün modellerin iş programı ile bağlanmasını yapıyoruz. Yani 4 zamanlı modeller yapıyoruz. Dolayısıyla sizin modelinizin belli bir standartta olması gerekiyor ki, onun 4 boyutlu modelini yapan insan da onu alıp kullanabilsin. Sizin modeliniz, sizin disiplininizin ötesinde kullanılmaya başlandı. Bunu bir takım maliyet modelleriyle birleştirdiğimiz zaman, maliyetleri sizin modeliniz üzerinden takip edebiliyoruz veya lojistik konumları takip edebiliyoruz. Hangi çelik parçası imalattan çıktı, sahaya gitti mi gitmedi mi, bunun bilgisi sistemin içinde mi gibi bir alana geldik. Dolayısıyla artık kendi silomuzda model yaparız ve bunun faydalarından tek başımıza yararlanırızın ötesinde, bu sürecin bütünsel olarak çalışabilmesi için yönetilmesi gerektiği ve herkesin belli zamanlarda, kıstaslarda belli bir üretimi yapıp o havuza aktarması gerektiği noktasındayız. Bunların hepsi modelleme ile hayatımıza giren kısımlar. Uzunca süre modelleme yaptıktan sonra geliştik. İnsan da gelişiyor, 1950’lerde olimpik rekorlara bakıyorsunuz bugün minimum yapmanız gereken skorlar. 50 yıl önce olimpik rekorlar olarak değerlendiriliyordu. 2000’lerin başında herkesler ağzı açık modellere bakıp, “Betonarme metrajını çıkartıyormuş bu!” diye şaşırıyordu, bugün her şeyi modelliyorum, tüm detayıyla çünkü yazılımlar da donanımlar da çok gelişti. Biz insan olarak geliştik, daha iyi yapar hale geldik. Senelerce modelleme yapınca şunu da fark ettik, biz bilgi modeli yapıyoruz, dolayısıyla burada bir bilgi var ve bundan nasıl faydalanabiliriz noktasına geldik. Bu tarz programların kütüphaneler açması sayesinde salt datayı alabilir, o datayı manipüle edebilir ve başka bir ortama taşıyarak o datayı kullanabilir hale geldik. Bir ortamda zor olanı diğer ortam çok kolay yapıyor, onun yapamadığını bir diğeri diye bu programlar arası konuşma başlayınca, ama bu bir format değil bilginin kendisini alıp dönüştürüp yeniden aktarmak, bu inanılmaz işler açtı, bu başarıldı. Ama artık bu içtihat olacak bundan sonra. Yapılması gereken haline geliyor. Unutmamak lazım ki bir teknoloji ilk çıktığı zaman “İyi, güzel, şahane” sonra "Yapılabilir ama çok da gerekli midir?" noktasına geliyor, ardından “Bu yapılmalı” denip en sonunda da “Zorunluluk” haline geliyor. Bilgisayarlı tasarım mevzusu tasarımın bilgisayar ortamında gerçekleştirilip veri olarak aktarılması ve bunun son ürün haline dönüştürülmesi kısmı, bütün dünyanın şu anda üzerinde çalıştıkları konu.

Burada da siz bir takım kriterleri veriyorsunuz ve bunlar doğrultusunda artık tasarımı bilgisayarlara yaptırıyorsunuz.

Çok ciddi çalışmalar var ama gelecekte görünen bu. Endüstri 4.0 konuşuluyor ama ben korkan bir insanım bundan. Neden derseniz, durduğunuz yerin daha yüksekte olması gerekiyor. Şöyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, "Bunun programı çıkar biz de parasını verir alırız." Ama aslında bakarsanız bizim endüstri olarak durduğumuz yeri tamamen değiştirebilir. Yani adam Avrupa’da imalat yapmanın maliyeti yüksek olduğu için başka bir yerde yaptırıyorsa, bu değişimle onu robotlara yaptıracak. Kimse güzellik olsun, insanlık daha iyi bir yere gitsin diye koşmuyor, herkes daha uygun maliyete kaliteli iş çıkarmak için bunların peşinde. Dolayısıyla "Aman! bu trenler kaçtı bundan sonrakine bineriz” diyebileceğimiz trenler değil artık bunlar. Bu trenler biz binmezsek sokakta kalacağımız trenler. Ciddiye almalıyız.

 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Dijitalleşme alanında sizi en çok heyecanlandıran ne oldu?

 

Faruk İnsel

TESEM Mühendislik

Aslında bir takım uç denemeler hariç, çok büyük bir takım üç boyutlu işler, Hollanda’da geçen sene yapılan köprü gibi ya da Çin’de yapılan evlere baktığınızda görebiliriz ama biz Türkiye olarak bu işte ileri bir noktadayız, yani dünyada insanların bildiği, bulduğu yaptığı bizim çelik sektörü olarak ya da inşaat sektörü olarak bilmediğimiz "Aaa!" diye baktığımız bir teknoloji yok. Hatta ve hatta az önce söyledim bizim kendi verimimiz bu kadar arttı diye, bu verim konusunda da dünyada iyi noktalarda bulunuyoruz. Az önce burada hepimiz bu yapılanların iyi ve kötü yanlarından bahsettik.

Her şey iyi gibi geliyor ama bu gelişmelerde Türkiye olarak eksilerimiz de olduğu için, bazı hastalıklarımız var, mesela biz maliyet düşürücü olsun ülkesi değiliz, ucuz olsun diye bir hastalığımız var inşat sektöründe. Bir zamanlar lüks olan bilgisayar kullanımında şimdi zorunlu hale gelince müşterinin gözünde şöyle bir yere geliyor bu, "Bir düğmeye başlıyorlar çıkıyor, buna da para mı verilir?" gibi. Bir arkadaşımız dayanamadı klavyeyi uzattı “Yıllardır o düğmeyi bulamıyorum, bas da çıksın hadi” dedi. Buradan gelirsek bu işin neden yapılması gerektiği konusunu biraz daha didiklemeye, kimse artık bu konunun lüks olup olmadığı konusunda değil, hem fikir, burayı geçelim. İhtiyaç mıdır konusunu da anladık ki ihtiyaç.

Ben şimdi bunun mecburiyet yönü üzerinde durmak istiyorum. Bizim bu "Sayısal Devrim" denen şeye neden mecbur olduğumuzun ve çelik sektörü olarak bu konuda önümüzde daha fazla ışık olduğunun altını çizmek istiyorum. Bir kere birkaç tane konu var, biri bilgi değişimi. Bunu deyince sadece üç boyutlu değişim ya da 4. boyut olarak falan almayın.

TAV’dan Ahmet Çıtıpıtıoğlu BIM ile ilgili konuşmasında dedi ki: "BIM’de aşağı yukarı sen 1 Lira tasarruf ediyorsan, imalatta, inşaatta bu 5 Lira, işletme aşamasında da yaklaşık olarak 60 Lira tasarruf ediyoruz." Şimdi bir kere böylesi bir potansiyel var artık, bu bir ihtiyaç da değil bir zorunluk olmaya başlıyor, o 60 Lira’yı bilirseniz.

İkincisi maalesef sektörümüzün bir hastalığı daha var, iş kazaları. Türkiye’deki istatistiklere güvenmediğim için burada tekrarlamıyorum ama ABD’de geçen sene inşaatlarda 5600 kişi öldü. Bu savaşlarda ölenlerden kat be kat fazladır.

Bir takım şeyleri daha güvenli yapabilmek için ne kadar şantiyedeki işi azaltacak olursak, oradaki adam saatten ne kadar tasarruf edecek olursak, o kadar iyi. Çelik konstrüksiyonun 1 Ton’unda 50 ile 100 adam saatlerden bahsederken 5 ile 20 adam saatlerden bahsedebiliyorsak, ilerde bu rakamları daha da düşürebilme umudu varsa, bu kaybettiğimiz canları da azaltacaktır.

Bir başka mecburiyet konusu insan kaynakları. Aramızda 15 yıldan az tecrübeli kaç kişi vardır diye sorduğumuzda burada da bir takım eller kalkacaktır ama bu ellerin sayısı dünyada da az. Çünkü inşaat sektörü olarak biz gençleri aramıza çekemiyoruz. Bunun nedeni de geride kaldığımız için. Onlara cazip gelen alanlar bu sayısal devrimi geliştiren sektörler. O gençleri çekmezsek eğer bir yere gidemeyiz. Türkiye olarak iyi durumdayız ama Amerika’dan üç sektörden örnek vereyim, tarım sektöründe verim 1950’den bugüne 13 kat artmış. makine imalat sektöründe 14 kat artmış, inşaat sektöründe ise yüzde 20 düşmüş. Türkiye’de böyle değil bir miktar başlangıç noktamız kötü olduğu için ama bu konuya daha iyi eğitimli beyinleri çekebildiğimiz için iyi noktadayız diyoruz şimdilik, bu devam etmediği sürece zor ve bu devam etmiyor. Bir kere işçilik konusunda kalite çok düşmüş vaziyette. İkincil eleman, teknik elemanları yetiştiremiyoruz. Hani "Teknik Ressam Ayhan Abi’ye ver, unut o işi" ya da “İnşaatın başına bizim bir Hamza Kalfa var koy başına inşaatın tamam” ama Hamza Kalfa ile Ayhan Abi vefat etti gitti arkadaşlar, yok. Bizim bu genç arkadaşlarımızı da tekniker olarak ya da işçi olarak çekemiyorsak iyi olmayacak. Mecburuz ofislerdekiler olarak onları çekmeye, onları alıp bahsettiğimiz yüksek kalitedeki yazılım ve donanımları kullanacak beceriye getirerek, şantiyedeki işi ofise çekmeye. Başlamazsak ABD’de olduğu gibi, Avrupa’da olduğu gibi kaliteli insan gücünde ciddi yara almaya başlayacağız. Bu da bizim ikinci bir mecburiyet noktamız. Üçüncü mecburiyet noktamız ülkedeki hukuksal durumumuz, kimi bakımlardan kötüleşiyor, kimi yerde iyileşiyor, bu da çok önemli. Bu gün bahsettiğimiz BIM denen şeyin en önemli mevzusu ihaleler. Taşeron işveren ilişkileri, işin maliyetinin doğru hesaplanabilmesi, bir şekilde doğru dağıtılabilmesi, doğru kararların verilebilmesi konusu. İnanın bizim çizdiğimiz bir paftanın zaten işin içerisinde projenin değeri o kadar düşük ki, ondan çok daha fazla etkiliyor. Kaldı ki bu hukuksal sorun bize göre hukuksal alt yapısı gelişmiş ülkelerde de sorun. Almanya’da bir otoyol inşaatı ikinci olan firma itiraz edince iki yıl durmuş. Artık bizim sektörümüzün bir başka ihtiyacı da bu. Teknolojik ilerlemeyi, işin parasal yönüne olan yansımalarını sonuna kadar kullanabilmek. Bilgi değişimi bilginin doğru kullanılmasıdır, yorumlanmasıdır, işletmesidir. Benim burada şöyle bir önerim daha var bu konuya hep beraber ilgilenelim ve birbirimizle de barışık olalım. Ben mesela birisine üç boyutlu modeli verirken tereddüt ediyorum. Bir kere bunun ortadan kalkması lazım. Bizim birbirimize güvenip daha entegre, daha paylaşımcı bir yapıda olmamız lazım ki bu bilgilerin tek noktada toplanabileceği alt yapı programlarını efektif olarak kullanabilelim.




Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Sözleşme, teknoloji önden gidiyor ama mevzuat arkadan gelince o zaman tam anlamıyla geçiş olmuyor ve bizi bağlayan noktalarla karşılaşıyoruz. Eğer bilgiyi paylaşmıyorsanız tam anlamıyla BIM yapmıyorsunuz demektir. Benim BIM modelim var ama yükleniciye bunu AutoCAD olarak veriyorum ve yüklenici bunu baştan modelliyorsa eğer, BIM’in temel mantığına aykırı bu. Ama sözleşme olarak bu bir zorunluluk değilse, buradan kaçmaya çalışan tasarımcılar da olabiliyor. Aslında BIM mantığında çalışmak için “Entegre Proje Teslim Sistemi” değimiz, herkesin baştan projeye dahil olduğu ve ona göre bir sözleşme ile projenin elde ettiği fayda ve kazanç hepimize dağıtılacak. Zarar edince de bu zarar hepimize bölünecek mantığıyla ilerlemek gerekiyor. Böyle olunca herkes aynı firmada çalışır gibi benimsiyor ve tam bir fayda o zaman elde ediliyor. BIM bu kadar güzelse geçişteki zorlukları nelere bağlıyorsunuz? Geçmek isteyenlere neler önerirsiniz, nereden başlasınlar, öncelikler nelerdir Salih Bey?

 

Salih Küçüktuna

PIN Mimarlık

Ben önce daha önceki sorunuza proje ile örnek vereyim, heyecanlandıran işlerden birisi çünkü. Boston Dynamics diye bir firma var robot üretiyor bu firma, gördüğümüz o ilginç robotları üreten firma bu. Bir süre önce bu firmayı Google satın aldı. Bunu niye satın aldı diye de yazmıştım ben de sosyal medya sayfama. Birkaç ay önce bir açıklama yaptılar, İngiliz ve Danimarkalı iki mimarlık firması ortaklaşa Google’a büyük bir kampüs projesi yapacaklar ve buradaki tasarım sürekli olarak zaman içinde büyüyecek, dönüşecek ve bütün bu kampüsü toparlayan bir çatı örtüsü altında olacak bu iş. Çatılar da otonom bir takım robotlarla üretilecek. Bu bir konsept proje değil, fikir projesi de değil, gerçekleşecek bir proje. Büyük vinçlere entegre edilmiş üç boyutlu yazıcılar bantında çalışan otonom robotlar aslında. Bu dediklerimiz şu anda bu gün gerçekleşiyor.

İkinci bahsetmek istediğim konu ikinci bir örnek yakın zamanda ziyaret de ettim bu Seattle’daki Amazon Kuleleri. Yeni bitti, biz mimar ve mühendisler olarak yapının işte yapı fiziği kuralları çerçevesinde üretilmiş çevresiyle etkileşimi olan bir hacim olarak görüyorduk ama bu son yıllarda dataların inşaat aşamasında yardımcı olması değil de insanın da aslında günlük yaşamını düşünme şeklini değiştirmeye, dönüştürmeye başladığını gözlemlemeye başladık. Aslında içinde 40 Bin çeşit bitkinin olduğu, dışarıya da açık ortak bir çalışma ofis alanı bu. "Yeni Ofis" denilen şeye güzel bir örnek. Şimdi buralara gelinirken, bu örneklerin de çoğunun arkasında yine teknoloji şirketleri var ve bunlar o motivasyonu üretmeye daha uygun. Onlar kendi misyonları olarak yenliklerin öncülüklerini yapmak üzere bir şey görüyorlar ve mimarları, mühendisleri ona göre yönlendirebiliyorlar.

Şimdi biz bu geçiş zorluklarını nerede yaşadık ve halen daha yaşıyoruz diye devam edersem, bu arada BIM yazılımlarını satın alıyoruz eğitimlerine gönderiyoruz çalışanlarımızı fakat proje bazına geldiğimiz zaman projenin çok disiplinli olması müşteri, uygulayan kişi, mühendislik grupları herkes buna uyumlu olamıyor. Bir kere ilk zorluk burada. O yüzden de herkesin bir ortak paydaşını bulmaya çalışıyoruz ve tekrar geri adım attığımız birkaç iş oldu. Şöyle bir sorun var geçiş zorluklarında, birincisi yetişmiş insan gücü, her şeye çok hakim insanları aradığınızda bulamıyorsunuz. Bu kadar insanı da barındıramıyorsunuz o yüzden ofis içerisinde de bir misyonunuz olması lazım. Aslında proje bazlı çalıştırarak o insanların yetişmesine katkıda bulunmak. Yani burada aslında özetle bir öneri getireceğim, ben bugün burada buluşmamız sağlayan dernek ve destek veren sponsorlar olmasaydı bizler burada olmayacaktık, biz yine çalışıp bilgileri üretiyor olacaktık, fakat sektör kendi içerisinde yine dediklerimiz gibi iş bazında işbirliklerinden söz ediyorlar. Halbuki biz bunun daha ötesinde daha fazla potansiyeli olan kişileriz. Faruk Bey’in de dediği gibi genç jenerasyonlara bu işin indirgenmesi proje ölçeğine bakılmaksızın ilgi duyulmasının sağlanması lazım. Hem de küçük büyük ölçekli proje demeden. Çünkü bizim çok küçük ölçekli, çok deneysel, farklı sektörlerle ilişkilerimiz var. Mesela yeni üretilen taş bir malzemenin çelik konstrüksiyona taşıtarak yaptığımız bir yerleştirme var. Hatta şimdi satın alıp Memorial Hastanesi’nin lobisine koydular, orada sergiliyorlar. Bir yarışma idi bu, bir sanatçı, bir mühendis grubu ve bir çelik imalatçısı ile Şişe Cam’a ürettiğimiz dev bir heykel. Ölçeğine baktığınız zaman çok küçük ölçekli işler ama gerçek anlamda katma değer üreten, nitelikli işler. Bunlar aslında bu ülkenin literatürüne ekleniyorlar, uzun vadede de bir şekilde insanların bundan etkilenmesini sağlıyorlar. Diğer yandan yapı yapmaya zaten devam ediyoruz ama bu disiplinler arası ilişkileri güçlendirmek aslında, nasıl katma değer üretiriz hep işin bu yanında olmamız gerektiğine inanıyorum. Küçük ölçeklerde BIM’in avantajları konusunda biz tavsiye de etsek bir direnç hala var ama diğer taraftan da dijital hesaplamalı tasarımlar alanında ilerliyoruz. Mesela üç boyutlu yazıcılar konusunda Türkiye’de ilk kullanan mimarlık ofislerinden biriyiz ve birçok mimari ofisin kullanmasına da vesile oluyoruz. Hatta destek danışmanlık gibi de soruyorlar. Biz de deneyimlerimizle tavsiyede bulunuyoruz kullanımları üzerine. Çok da güzel bir gelişme oldu bizim açımızdan ama dünyada üç boyutlu yazıcıları kullanan sektörlere bakıyorsunuz, mimarlık yüzde beş. Orada da bir halen daha geçilememiş durum var. Yani ilginç bir geçiş dönemindeyiz, yazılımların karmaşıklığı biraz daha azalırsa, daha az bilgi ile daha çok üretme motivasyonuyla yeni jenerasyonların önlerinin çok açık olacağını düşünüyorum.

Bizlerden 10 yıl sonra bu bahsettiğimiz şeyler elimine olacak ve daha nitelikli üretim yapabiliyor olacağız. Deneyimlerimizle söyleyebiliyoruz ki, “Gereksiz-Gerekli ve Zorunlu” diye bir dönem yaşadık dijital olarak. Benim de kendime hep feyz aldığım bir yazılımcının manifestosunda "Yazılımdan uzak dur" diye bir madde var. Aslında ters bir bakış açısı, açıklamasında "Çünkü herkes biliyor" diyor. Herkesin bildiği şeyi çok iyi bilmeniz gerektiğini vurgulayan bir şey. Aracı üzerinden avantajlarını kullanmak gibi bir dönem artık geçti.

Biz üç boyutlu yazıcıları bu kadar yoğun kullanıyorsak bunun avantajını kullanmak değil bunun sınırlarını genişletip yerel birtakım sektörlerde geliştirip daha büyük bir şeyler üretmek üzerine düşünüyoruz. Çelik kullanıyorsanız çeliğin avantajlarını kullanmak yerine çeliğin strüktürel kullanım sınırlarını ve hatta yönetmelikleri de zorlayarak, danışmanları, üniversiteleri de katarak üretmek gibi bir misyonumuz olduğunu düşünüyorum. Eğitim meselesinin en başında "Sistem" diye bir eğitim modeli var, bazı okullar geçti bazı dersler zorunlu olarak kondu, zaten dönüşüm başladı. Çok ileriye gideceği açık, şimdiden içinde olduğumuz bir şeyden bahsediyoruz. Durmayan bir alandayız yani.

 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Nasıl ilerleme olacak bu alanda, ne görüyorsunuz siz Mehmet Bey?

Mehmet Polat Diker

Red Hot BIM

Yine gerçek hayattan yaşadıklarımdan bahsedeyim, sağ olsunlar daha önceki işverenlerim hep uluslararası ve özellikli projeler aldıkları için bu tip projelerde çalışma şansı yakaladım. Şimdiki müşterilerimizin de neredeyse yüzde 80 i yurt dışından 20’si buradan firmalarla çalışıyoruz. Ben size BIM’deki sorunları anlatmaktansa bu iki farklı müşteri arasındaki farktan biraz bahsetmek istiyorum. Genelde yabancı projelerde daha proje başlamadan hemen geliyorlar, biz daha proje başlamadan bu işleri konuşmaya başlıyoruz. Az önce model verip vermemekle ilgili bir şeyden bahsedildi, model vermek eğer düşünülmediyse, planlanmadıysa tehlikeli bir şey. Yani eskiden basit bir plan, küçük bir detayı çizim olarak verdiğim zaman bunun nasıl bir ilerleme yaratacağını üç aşağı beş yukarı kestiriyordum. Ama şimdi model verdiğim zaman tahmin ettiğimden çok daha fazla veri vermiş olabilirim. Dolayısıyla bundan herkes korkar. Çünkü bu işlerin bir de hukuki boyutu var. Bunun için Amerikalılar harıl harıl çalışıyorlar. Kontratlar için avukatlık camiası ciddi anlamda çalışıyor. Aynı zamanda Amerika özelinde hukuka bizim sektörden giden çok ciddi paralar var, bunun da biraz önünü kesmek istiyorlar. Oralarda iş yapmak için çok ciddi bir takım mesleki sigortalarınızın olması gerekiyor. Bu da endüstriyi yormaya başladı. Kabaca şunu söyleyebilirim, yabancı firmalarla projenin başında veri süreçleri koymaya çalışıyoruz, hangi süreçte kim kime ne bilgi verecek diye. Yerli firmalar da iki türlü geliyorlar, internetten başlıyorlar, buradan öğrendikleri bilgi ile belli bir noktaya geliyorlar, işler sarpa sardığı zaman “Gel bizi kurtar” diye geliyorlar veya bir işi almış oluyor müteahhit “Burada bir de BIM yazıyor, bu ne demektir, aldık biz işi bunu da istiyorlar” diye geliyor. Genç arkadaşlar çok soru sorarlar, sizin gibi BIM yöneticisi olmak istiyoruz ne yapmalıyız, nasıl yol gösterirsiniz diyorlar, benim buna cevabım hep aynıdır, mesleğinizde iyi olun. Yani iyi bir mimar, mühendis ya da mesleğin neyse, iyi bir o meslekten biri değilsen zaten sen bu bilgi modelini yönetemezsin. Yönetebileceğini düşünürsen de seni ciddiye almazlar. Yani bir projede diyorsunuz ki sen bunu böyle yapacaksın, sürecin böyle olacak, belki o adama bunu böyle yap dediğiniz zaman belki o para kaybediyor. Dolayısıyla mesleklerimiz bu işi yapabilmek için önemli. Bizdeki sıkıntılardan bir tanesi süreci kimse planlamıyor. Kim kime ne verecek oradan sonrası nasıl ilerleyecek gibi bir planlama yapmıyoruz. Sorunlarımızın çok küçük bir kısmı teknik sorunlar. Bana şu programda bunu nasıl yaparız, öbür programa nasıl aktarırız gibi sorunlarla geliyorlar ve inanın bu sorunlar en kolay çözülenleri. Bu gün kendiniz çözemezseniz firmalardaki arkadaşlar var uzman ondan rica edersiniz, gerekirse programı yazan adama kadar sorununuzu çıkartır çözüm bulursunuz. Bizim buradaki en büyük sıkıntımız sürece bakmamamız. Bunun da bu zaman kadar kendi içimize kapanıp, ben kendi işime bakarım başkasının işlerine de bakmam dememizden kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu sürecin aslında başlangıcını yaşadık. Ben yine hikaye anlatayım, hiçbir şey yapamazsan anlat demişler. 2010 yılında dünyanın en iyi BIM ekibi İstanbul’daydı. O zaman uluslararası bir havaalanı projesi yapıyorduk ve hakikaten çok iyi arkadaşlar vardı. Dünya da çok fazla ilerde bir yerde değildi. Biz de iyi olduğumuzu görüyorduk ama sonra o ekip dağıldı gitti. Çok iyi bir mühendislik firmasında olmasına rağmen bu ekibi tutamadılar, tutma ihtiyacı hissetmediler. Seneler içerisinde bu makas açılmaya başladı. Gözümüzün önünde oldu. 2008’lerde başladım ben profesyonel olarak, 2010 yılından sonra en iyilerdeyken yavaş yavaş başka ülkeler ileri gitmeye başladı. Kişisel çabayla bu makası kapatamıyorsunuz. Ben kontrat yazmaktan da anlıyorum, Revit çizim yapmaktan da anlıyorum, program da yazıyorum ama hepsine yetişme şansım yok. Birini ancak yapabiliyorum. Bunu biz nasıl beceremiyorsak başkaları çok iyi becerir oldu. Mesela İngiltere BIM’e geçişte çok geç kalmışlardı ama endüstri ve devlet bir işbirliği yaptılar. Devlet bu işi memleket meselesi olarak gördü, kendisinin 2020’deki ihtiyaçları belli ve bunları daha ucuza yapmak istiyor BIM ile. Bazı firmalar da geçiş maliyetini bize yüklüyorsunuz dediklerinde, inşaat sektörü bizim için bir ihracat kalemidir, bu alanda uluslara arası liderliğimizi koruyabilmemiz için BIM’de bir şeyleri geliştiriyor olmamız lazım dediler. Dikkat edin şimdi Arap ülkelerinin en büyük BIM danışmanı İngilizler. Ben yapıyordum ama o adamların elinden alamaz hale geldim. Doğrusu bizim burada endüstri olarak yanlışımız var, bireysel koşabiliyoruz, ileri gidebiliyoruz ama endüstri olarak bir şeyi yanlış yapıyoruz ki başka ülkelerin endüstrileri kat be kat üzerinde. Ben işin başında da vardım, İngiltere’nin kasabasından bir firma gelip BIM’den anlarım diyor ve bizim bunu da düşünmemiz lazım.

Şimdi bütün İngilteredeki köprülerin dijital taramasını yapıyorlar, orada yasa gereği dronları köprünün altına sokamıyorsunuz bunun üzerine kafa patlatıyorlar ama biz BIM iyi midir, yapsam mıyı konuşuyoruz.

2010’da da aynısını konuşuyoruz, 2018’de de aynısını.

 

Doç. Dr. Esin Ergen

İTÜ İnşaat Fakültesi

Sektördeki zorlanmanın nerelerde olduğunu düşünüyorsunuz

Burak Bey?

 

Burak Karsu

Computer Engineering

Sorunların başlangıcında eğitimlerin, insanların öz eğitimlerinin biraz gerilerde kalmış olduğundan bahsetmek istiyorum. Yazılım kısmında artık hiçbir yazılım sadece kendisinin kullanmak üzere tasarlanmıyor, hepsinin uçları açık. Yani ben bir yazılım kullanıyorsam o yazılımın bana verdiği dataları kendim ya da başka bir programla işleyip başka şeyler de elde edebiliyorum. Yani hiçbir zaman o yazılım benim tek kaynağım değil. Dolayısıyla bizdeki eğitim sistemindeki eksikliklerden bir tanesi de analitik düşünme. Bunun yanında minimum düzeyde bir programlama mantığı dilini öğrenmekten falan bahsetmiyorum, mantığından uzak isem, kendimi de bu şekilde birazcık da olsa yetiştirememişsem, yazılım kullanma konusunda muhakkak ki geri kalmış durumdayım. En büyük gördüğüm eksikliklerden bir tanesi genel kullanıcı itibariyle bu. Buradan kıssadan hisse 5 yıl sonrası için hareket ederlerse genç arkadaşlar onlar için çok daha iyi olacaktır. Bu arada sağda solda görüyoruz, bilboardlarda okullarda robotik dil programlama konusuna özellikle altını çize çize bahsediyorlar, bunun aslında bize bir şey gösteriyor olması lazım. Bu robotik dil programlama en azından mantıksal olarak ilk okuldan itibaren çocuklarımıza ufak ufak zerk edilmesi gereken bir şey. Ki kullandığımız yazılımların ileride kendinize maksimize edebilmek için eminin bu şartlardan birisi bu.

 

BIM çelik yazılım kısmında beni en çok heyecanlandıran kısmı da işte bu robot kullanımı. Biz çelikte biraz önce bahsettiğim gibi şanslıyız bu alanda, çünkü kullandığımız malzemeleri hep bir standarttan, hep bir atölyeden çıkmış şekilde bulabiliyoruz. Toleranslarımız son derece düşük. İmalat toleranslarımız gerektiğinde çok daha düşük de olabiliyor. Hatta Japonlarla Osmangazi Köprüsü’nde BIM modelini yaparken Japonlar şimdiye kadar üç boyutlu model yapmamışlardı ama prensip olarak bizden istedikleri şey milimetrenin onda biri ile projelerimizi hazırlamamızdı, önce bu bize biraz zor geldi, biz şimdiye kadar betonarmede santimle çalışırken sonra çelikle uğraşırken milimetre bazında çalışıyoruz, sonra birden bir şey çıkıyor çelikle uğraşırken de milimetrenin onda biri önümüze geliyor. Önce zor geldi ama sonradan fark ettik ki, bekledikleri o mantalitenin yerleşebilmesi. Siz milimetre ile çalışıyorsanız çarpı on ile hata yapabilirsiniz, santimle çalışıyorsanız çarpı on ile yani on santimlerle hata yaparken milimetrenin onda biri ile işlem yapıyorsanız ancak bir milimetre, iki milimetre hata yapabilirsiniz. Dolayısıyla artık bizler de düşünce tarzımızı buna göre düzenlemeli, daha iyi yarınlar için daha analitik geniş düşünebilmeyi öğrenebilmemiz lazım. Bu da eğitimden geçiyor ki bizim en büyük problemimiz bu gibi.

 

Son olarak şunu da söylemek istiyorum ki bilişsel teknoloji ihraç edilebilir niteliği olan, katma değeri yüksek bir şeydir. Bunu artık bizim çok iyi fark etmemiz lazım, ileriye taşıyıp ihraç edilebilir bir şey olduğunu fark edip ona göre hareket etmemiz lazım. Hintliler oturdukları yerden programlarını yazar ondan sonra dünyanın her tarafına satarlar. Minimum eforla maksimum faydayı sağlayacak bir teknolojiden bahsediyoruz madem, onun için bilişsel teknoloji bizim için efektif bir kazanç kapısı diye düşünmekte fayda var.


© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton