TR|EN
Actual Content
Newsletter
Casp 2022
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 42 - Ocak 2015

Söyleşi




Duayen Mimar Doğan Kuban: “Dünyadan Ayrılmanın İmkanı Yok, Çelik Yapıyorlarsa Sen De Çelik Yapacaksın”



Prof. Doğan Kuban ile bu topraklardaki çelik yapıların izini sürelim istedik, ortaya keyifli ve bir o kadar da ilginç sözlerle dolu bir söyleşi çıktı…
Çelik Yapılar Dergimizin mimar söyleşileri sayfalarının bu seferki konuğu, 1926 yılında Paris’te doğmuş duayen bir mimarımız Prof. Doğan Kuban. 1949 yılında İTÜ’den Yüksek Mimar olarak mezun olan Kuban, dünyanın pek çok ülkesindeki çalışmalarıyla adından söz ettirdi. 1973-76 yılları arasında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin Dekanlığını yaptı. Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü’nü kurdu. Anadolu ve Türk Mimarlığı üzerine derin araştırmalar yapan Doğan Kuban, çok sayıda kitap yazdı, konferanslar verdi, uluslararası camiada aranan bir mimarlık araştırmacısı olarak tanındı. Halen gazete yazılarıyla da bilgi ve birikimi okurlarıyla paylaşan Doğan Kuban ile bu topraklardaki çelik yapıların izini sürelim istedik, ortaya keyifli ve bir o kadar da ilginç sözlerle dolu bir söyleşi çıktı…




Düzenlediğimiz tüm toplantılarımızda çelik yapılar Türkiye’de neden bu kadar gerilerde kaldı sorusuna yanıt ararken hep aynı noktaya geliyoruz “çelik yapı kültürü yok”. “Neden Türkiye’de çelik yapı kültürü yok Hocam?” diye size soralım istiyoruz…

Doğan KUBAN: Betonarmenin de kültürü yoktur ki. Bizde taş var, Anadolu’da da taş var, Suriye’de taş var ama İran tuğladır. Asya’nın ortasına kadar olan kısımda tuğla, Hindistan’a doğru inince aşağılara doğru taş olur. Çelik, yapılarda çok yenidir. Dünya’da da yoktu ki. Orada da çok geç, 19 yy da ortaya çıkmaya başlıyor. 19 yy da biz zaten Avrupa’ya yeni yeni bakmaya başlıyoruz. Çeliğin yansıması yok bizde, taş geleneği var. Avrupa’dan gelenler de neo klasikçilerdi zaten, onlar da taş yaptılar. Demir malzeme kullanılmıştır bazen ama çok nadir, birbirine tutturmak için, yani bu Yunanlılarda da var, iki taşı yan yana koyduğun zaman birbirine bağlamak için kullanılmıştır. Onun dışında başka bir şey yok. Çelik zaten yoktu, demir bu dediklerim de. Çelik Birinci Dünya Savası sıralarında başladı Almanya’da da öyle, o zaman başladı, daha evvel değil. Amerika’da bile 19 yy sonunda kagir binalar vardır, çelik çok daha sonraları başladı, bu kadar çok gelişmedi, çelik icat edildi falan ama ilk defa demiryolları istasyonlarında başladı, yüksek binalara daha sonraları girdi, 1920’lerde 30’larda oldu gelişmesi. Bize ise hiç gelmedi çelik, biz yanından yöresinden bile geçmedik denebilir.



Osmanlı zamanındaki demiryolu köprüleri, Bulgar Kilisesi falan gibi yapılarda var biraz sanki..

Doğan KUBAN: Şimdi Türkler kendileri hiç bir zaman yapı yapmamıştır, yaptırmıştır. Türkler zaten atın üzerinde gezen adamlar, yerleştikleri bir yer var o da burası. En çok imparatorluk kuran dünyada Türklerdir, ama imparatorlukların sınırı bile belli değildir. Bilmezler onun için yapı yapmayı, yaptırırlar. Biz geldiğimiz zaman ustaları da dışarıdan getirdik. Burada da Bizanslı ustalara yaptırmışlar, Rumlara, Ermenilere yaptırıyorlar. Çelik zaten hiç olmadı o dönemlerde. Demiryolu köprüleri falan onlar geç devir. Onların da öncesi taştır. Ancak yabancılar gelmeye başladığında demir oldu. Hala da böyledir. Bugünkü köprüleri kim yapıyor, biz yapamayız ki...Kendi kendimizi aldatmayalım biz sadece müşteriyiz, her şeyin müşterisiyiz. Ama yapıyoruz çünkü dünya bunu sana satarak geçiniyor. Fabrikaları kim yaptı bizde, biz mi yaptık ilk cumhuriyet fabrikalarını biz yapmadık ki çağırdık adamları Alpullu’yu yaptılar, Karabük’ü yaptılar, biz yapmadık ki yapamazdık, demiryolunu kim yaptı Almanlar yaptı. Biz çağırıp yaptırırız.

 

Bu da bizim geleneğimiz midir kendimiz yapmayız çağırıp yaptırırız diye..

Doğan KUBAN: Eskiden Osmanlı çok büyük, istediği yerden getirir kullanır yaptırır, ister Rum ister İranlı usta getirir, ister Ermeni isterse İtalyan. Yani aslında kendi adamlarını kullanıyor ama kendisi dediğin yok ki zaten Osmanlı Padişahının anası Türk değil, askeri Türk değil, gemicisi değil, esnafı değil, Türk olanlar köylerde yarı göçer köylü olarak kalmışlar. 19 yy’ın sonuna kadar da öyleydi. Ben doğduğum zaman Türkiye’nin nüfusu 10 Milyon’ du ve bunun yüzde 90’ı köyde yaşıyordu, şehirlerde 1 Milyon nüfus bile yoktu.

 

Sizin eğitim döneminizde çelik dersi var mıydı?

Doğan KUBAN: Ben çelik dersi aldım ama basit bir şeydi. Ben çelik projesi de yaptım, 1943’de girdim 49’da mezun oldum. Albdullah Bey Hocamızdı. Ben okudum çelik. Biz yüksek mühendis mimar olarak yetiştik, 6 yıl okuduk, ilk üç yılımız ortaktı. Eğitimin üç yılı mühendislik eğitimi idi. Türkiye’de ortam yoktu çelik yapabilmek için, bizim zamanımızda da böyleydi biz sadece betonarme bilirdik başka bir şey bilmezdik ki ama hala da betonarme yapıyorlar bu olmaz.



Restorasyon Kürsüsü’nü kurdunuz Türkiye’de. Bu alanda da yurtdışında çelikle çok uygulama görüyoruz..

Doğan KUBAN: O da yeni, onların hepsi son 30 yılda falan oldu. Onların içinde çelik yoktu işin içinde. Şimdi çelik eski yapıya girmez normalde çünkü eski yapı restorasyon ilkelerine göre normal olarak yıkılmış falansa tekrar koca koca duvarlar falan inşa etmektense beslemek, güçlendirmek için belki çelik kullanılabilir ama temelde eski malzeme kullanılır. Mesela Almanya’da harpte yıkılan sarayları restore ediyorlar onları bile çelikle restore etmiyorlar ama bakarsın Louvre’un merkezinde çelik pramit var, bunlar ayrı düşünceler ama eski yapıların restorasyonunda çelik kullanılmaz pek. Çok özel olarak, strüktürde zorluklar olursa olabilir veyahut da güçlendirmek için.

 

Bir yazınızda “Sanat olmayan yerde mimarlık da olmaz” diyorsunuz. Çelik yapılardaki bu geri kalmışlığı da sanattaki geriliğimize bağlayabilir miyiz?

Doğan KUBAN: Zaha Hadid’de önce mimarlık yapmadı, resim yaptı sonra mimarlığa geçti ama yetenekli bir mimar. Resim ve musiki olmazsa bilim olmaz. Musiki matematikle paralel bir şey, dünyayı görmekle ilgili bir şey, Türkiye’de bilim yok işte bunun için. Hiç bilim olmamış, matematikçimiz yok, filozofumuz yok, ressamımız yok, edebiyatçımız yok. Var mı? Yok. Sanat gelişmeze hiçbir şey de gelişemez.

 

“Bu kadar cehalatin olduğu yerde yapılan güzel örnekler de tesadüfidir” diyorsunuz.

Doğan KUBAN: Tesadüfidir tabii… Elbette bir mimar hoş bir bina yapabilir. Yetenekli bir mimar iyi esinlenir, biraz da kendisi yatkınsa iyi bir bina yapar ne olacak? Ama hepsi birbirine benziyor zaten benzememesine imkan yok. Her zaman iyi bir dizayn yok. Hele çelik yapı dizaynını bizimkiler daha yeni yeni deniyorlar. Bu biraz da aslında ekonomik, şimdi bakın betonarme ucuz ve ehliyetsiz adama da elverişli. Çelikte olmaz o, çelikte köylüyü getirip çalıştıramazsın. Ama betonarme yaparsan kalıbı çakar betonu da döker. Türkiye ekonomisinde köylüye iş bulmak ve oy almak için iyi bir neden olduğu için yapı yapmak, çeliği oraya yansıtmak zor. Biraz da ondan kaynaklanır o. Mimar çelik önerse daha pahalıya mal olacak diye millet de alışmadığı için bir de orada yatırım hesapları da var, TOKİ betonarme yapacak ki adamlara para dağıtsın kendisi de içinden yüzdesini alsın, onlar çelik yapmaz onun için.



Türkiye gibi bir deprem ülkesi olan Japonya’da bakıyoruz yapıların yüzde 90’a yakını çelik. Onlarda da eskiden ahşap geleneği varmış.

Ahşap ve çelik yapılar taşıyıcı sistem mantığı olarak birbirine çok yakın, bizde neden ahşaptan sonra çeliğe bir kayma olmamıştır?

Doğan KUBAN: Yok bu ondan kaynaklanmaz, bu bilimsel düşünceden kaynaklanır. Japonya bizden yüzyıl önce Avrupa’yı tam kopya etmeye başlayarak işe başladı. Biz işin farkına varana kadar onlar zaten atlamıştı artık. Japonya’nın bugün endüstrisi de dünya çapında bizde öyle midir ki binalarda olsun.

 

Gelecek için ne öngörüyorsunuz?

Doğan KUBAN: Burası koskoca bir ülke. Ya dünya ile beraber yaşayacak ya da yaşamayacak. Dolayısıyla dünyada çelik varsa burada da olacak.” Bizim ülkemiz betonarmedir” diye bir laf olamaz. Bu ticari ve ekonomik bir olay, siz çelik üretmiyorsanız çelik tasarım toplumda kabul bulmuyorsa o zaman ne yapsanız fayda etmez ama dünya çeliğe dönüştüğü zaman, çelik yapıyorlarsa onlar, sen de çelik yapacaksın. Dünyadan ayrılmaya imkan yok. Bizler taş öğrendik, ahşap öğrendik, sonra betonarme çıktı. O da yoktu ki. Şimdi de çelik yapmanın gerekli olduğunu biliyorlar, o zaman o da girecek hayatımıza. Zaten mecburlar yapmaya, köprüyü betonarmeden yapamıyorsun, mecbursun. Ya da yarın öbür gün karbon çıkacak, o çıktığı zaman o kadar hafif ve dayanıklı olacak ki, ister istemez girecek hayatımıza. Sen istersen üretme, satın alacaksın gene yapacaksın.



Çelik Yapılar - Sayı: 42 - Ocak 2015
© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton