TR|EN
Actual Content
Newsletter
Casp 2022
EUROCORR
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 27 - Mart 2011

Haber




Çelik Yapılar 2011 Ankara



Türk Yapısal Çelik Derneği-TUCSA’nın, TOSYALI HOLDİNG desteği ile düzenlediği Çelik Yapılar 2011 Ankara Toplantısı 21 şubat 2011 Pazartesi günü Ankara Hilton Oteli'nde geniş bir katılımla gerçekleşti.

İki bölüm halinde düzenlenen toplantı TUCSA Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nesrin YARDIMCI’nın açılış konuşması ile başladı. 20. yılına doğru emin adımlarla ilerleyen TUCSA’nın 2011’de gerçekleştireceği tüm etkinliklerinin “ÇELİK YOLU” kapsamında gerçekleşeceğini açıklayan YARDIMCI, Tarihte İPEK YOLU üzerinde önemli bir yeri olan Türkiye’nin dünyanın çelik sektörü açısından günümüzde de ÇELİK YOLU üzerinde önemli bir yeri olduğunu hatırlattı.


Çelik Yapılar 2011 Ankara Toplantısı’nın birinci bölümünde Türkiye’de faaliyet gösteren firmalar tarafından gerçekleştirilmiş 3 seçkin Çelik Yapı projesi katılımcılarla paylaşıldı.


TH İdil Mimarlık’tan Mimar Aslı ÖZBAY’ın başkanlığında gerçekleşen bölümde Mimar Tuncer ÇAKMAKLI, Bursa Sebze Meyve ve Balık Hali Projesini, ARUP Türkiye’den İnşaat Mühendisi Cem HAYDAROşLU Sabiha Gökçen Havalimanı Yeni Terminal Projesini ve TESEM Mühendislik’ten İnşaat Mühendisi Faruk İNSEL de Katar Eğitim şehri Al Shaqab Arena ve Kongre Merkezi projelerini sundu. 


ÇELİK YAPILARI BİR DE ONLARDAN DİNLEDİK…


Çelik Yapılar 2011 Ankara “Türk Yapı Sektörü Kapsamında Çelik Yapılar, Çelik Yapıların Ekonomik, Toplumsal ve Kamusal Yararları” konulu bir panelle sonlandı. Panel konuşmalarını toplantıyı kaçıranlar için derledik…


“TUCSA ONAYLANMIŞ KURULUŞ OLABİLİR”


Moderatör, Yener GÜR’EŞ: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nden Bülent YALAZI Bey’den bize Bakanlık ciddi bir değişime gidiyor, bu değişim nedir? Çelik yapıların mevzuatına ilişkin görüşleriniz neler, anlatmasını rica ediyoruz…


Bülent YALAZI: Artık yapı sektöründe çalışan müteahhitlik olsun, müşavirlik olsun, yerli imalatlarda olsun her alanda yeterliliğimiz var. Ama ülkemizin ilk kurulduğu yıllarda bu yeterlilikten söz edemiyorduk ve ülkenin yapı sektörünün kamunun desteğine ihtiyacı vardı. Zaman içinde özel sektörümüzün ulaşamayacağı yapamayacağı iş kalmadı. Devletin de bu noktada bir boşluk doldurma ihtiyacı kalmadı. Benim bildiğim kadarıyla, seçimden sonra bakanlığımızın yeniden konumlandırıldığı bir dönem gelecek. Sorumluluklar bu doğrultuda tespit edilerek yeni kanunlar gelmesi de muhtemeldir diye düşünüyorum. Tabii benim daha çok iştigal konum yapı malzemeleri, yapı malzemelerine ne kadar iyi, ne kadar kaliteli diyebilmek için, mevzuata bakmak lazım. Malzemenin değeri yapı içerisinde ortaya çıkıyor. Çelik de bu mevzuat içinde kendine bir yol bulabildiği oranda değerli. Kanunlar, daha altlarda yönetmelikler, daha altta uygulama standartları da içine girecek şekilde aslında koca bir külliyatın yeniden oluşturulması söz konusu. Biraz da Avrupa Birliği kurallarının getirdiği bir şans, fırsat diyebiliriz buna. Mesela EUROCODE’ların doğru biçimiyle sektöre kazandırılması ve ulusal kullanımı konusunda gayretimiz olsun ama sektörümüzü de bu çalışmaların içinde görmek isteriz. EUROCODE’lardan sonra ürün standartlarına girmekte fayda var. Biz bu standartlar çerçevesinde “Onaylanmış Kuruluşlar” oluşturmak istiyoruz. Bu kuruluşlar “bu uygundur” demeli ya da şartlarını hazırlamalı. CE işaretlerinde mesela bir boşluk var ve bu kalan boşluğu da biz ulusal standartlarla doldurmayı uygun gördük. Bu alanda da “Uygunluk Değerlendirme Kuruluşları”nı görevlendiriyoruz. Çelik alanında da yüzlerce ürün var, bu ürünlerde de CE ve G işaretlerinin ürünlerin üzerinde olmasını istiyoruz. Bir de gördüğümüz kadarıyla sizlerin TUCSAmark diye bir çalışmanız var. Belki dernek olarak Onaylanmış Kuruluş olmanız düşünülebilir. Bu bir ihtiyaç esasında, yapısal çelik konusunda onaylanmış bir kuruluşumuz yok. TS EN 1090-1 kapsamında çalışacak başka kuruluşlar da olabilir. Bakanlık olarak. Teknik Onay kavramımız var, hakkında standardı olmayan yapı malzemeleri için geçerli bu kavram. Bu anlamda Türk Yapısal Çelik Derneği de bu çalışmalar içinde olabilir.


“TÜRKİYE ÇELİK YAPIDA STANDARDİZASYONU SAĞLAYABİLİRSE KARŞILIĞINI ALIR”


Moderatör, Yener GÜR’EŞ: Tesem Mühendislik Ltd. şti.’nin Kurucusu Faruk İNSEL’den Türkiye’deki çelik sektörünün tasarım ve müşavirlik açısından kabiliyetini, ne noktada olduğunu, beklentileri ve önerilerini bizlerle paylaşmasını istirham edeceğiz..


Faruk INSEL: Türkiye kendi ihtiyacını karşılamaktadır. Bizlerin çalıştığı bölge, Rusya, Orta Asya’daki ülkeler, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, belki Ukrayna ve Romanya’nın da katılımıyla dünyadaki çelik üretiminin yaklaşık yüzde 7-8’inin tüketildiği bir bölge. Halbuki bölgedeki potansiyele bakacak olursak bu rakamın yüzde 15’lerde olması lazım. Bu bölgede çelik tüketiminin ne olması gerekir sorusu birinci konu. İkincisi bu nasıl sağlanabilir, bunun içinde projeciler nerede duruyor, ne yapmamız lazım? şimdi ben projeci olarak Romanya’da çalışırken STAS’a göre proje yapmamız gerekiyor, Rusya’da çalışırken SNIP kullanıyoruz, meslektaşlarım Türkmenistan’da, Kazakistan’da falan bu standartların değiştirilmiş hallerini inceliyorlar, Körfez Bölgesi iyice karışık bazen karşınıza EUROCODE’lar çıkıyor, ender de olsa, 5950 İngiliz Standartları veyahut Amerikan Standartları ile iş yapmak zorunda kalıyoruz. Bu kadar çok standardın olduğu bir yerde bu rakamı yüzde 7-8’lerden 15’lere çıkarmak mümkün değil. EUROCODE’lar ister bir başka standarttan daha iyi olsun, ister daha kötü olsun, şu an biz zaten altına imza atmışız ve bu hedefe doğru yürüyoruz. İkincisi, bölgede kullanılan İngiliz standartları (BS’ler) EUROCODE’lara doğru gidiyor. Bir başka gerçek de, Rusya’nın EUROCODE’lara desteğinin olduğudur. Demek ki biz de bir an önce bu EUROCODE’ları ele almalıyız. Bu bölgede bu EUROCODE standartlarını yaymak ve hayata geçirmek konusunda da bir çalışma yapmamız lazım. Türk müteahhitlik sektörü önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde 100 Milyar Dolarlık bir büyüklüğü hedefliyorsa, biz çelik sektörü olarak bugün 300 Milyon Dolar civarındaki ihracatımızı 1 Milyar Dolar mertebesine çıkarmayı hedefliyorsak, bu standardizasyon konusunda ortak bir payda sağlamadan olmaz.


“YAPISAL ÇELİĞİN GÜCÜ ÜLKE EKONOMİSİNE CESARET VERİYOR”


Moderatör, Yener GÜR’EŞ: TOSYALI HOLDING CEO’su, Dr. Suhat KORKMAZ’dan özelde yapısal çelik, genelde de çelik sektörünün son 10 yılını, bugününü ve geleceğini değerlendirmesini istirham ediyoruz.


Suhat KORKMAZ: 1900’lu yıllarda dünyadaki çelik üretimi 28 Milyon Ton. 2006 yılında dünyadaki çelik üretimi 1 Milyar Ton. 2010 yılında dünyadaki çelik üretimi 1 Milyar 414 Milyon ton. şimdi biz bunun neresindeyiz? Türkiye bu tabloda 10. Sırada, 29 Milyon Ton ile. Tabii yapısal çelik olarak acaba bu rakamın içerisinde ne kadar bir pay var, net rakamlar yok, ama yaklaşık 220 Milyon Ton civarında yapısal çeliğin payı var. Son 30 yılımıza baktığımızda ise başka bir tablo görüyoruz, dünyada ve Türkiye’de. Dünya 30 yıl içerisinde üretimini ikiye katlamış. 1980 yılında 716 Milyon Ton, 2010 yılında 1.414 Milyon Ton. Türkiye 2,5 Milyon Ton’dan başlamış 29 Milyon Ton’a çıkmış. Yani Türkiye üretimini 12’ye katlamış aynı dönemde. Peki, 2000 yılından bu yana baktığımız zaman ne olmuş? Dünya son 30 yılda üretimini ikiye katlamış, Türkiye ise 10 yılda üretimini ikiye katlamış. Bu üretim rakamları içerisinde yapısal çeliğin payı nedir dediğinizde, yine rakamlar çok net değil ama 2 Milyon Ton civarında, toplam üretim içerisinde yapısal çeliğin payı var. Türkiye %72 civarında uzun ürün üretiyor, %28 civarında da yassı ürün üretiyor. Türkiye 2010 yılında 29 Milyon Ton üretim yaptı. Kapasitemiz 43 Milyon Ton ve 5 yıl içerisinde kapasitenin 51 Milyon Ton’a çıkmasını bekliyoruz. Türkiye’nin 2023 vizyonuna bakarsak, ihracat 500 Milyar Dolar. Demir çelik ihracatının bunun içindeki payı şu anda 13,5 Milyar Dolardır, hedeflenen 55 Milyar Dolar. Demir çeliğin toplam ihracat içerisindeki payı %12. Yıllık %7.4 civarında demir çelik sanayinde büyüme ve 2023 yılına gelince inşallah beraber göreceğiz dünyanın 10. büyük ekonomisi hedefleniyor. Sektör ve Türkiye böyle emin adımlarla ve böyle iddialı hedeflerle yoluna devam ediyor. Kişi başı çelik tüketimimiz 2009’da 235 kg. olarak gerçekleşti. 2010 yılında 320 kg., yani baya bir değişim olmuş. 2009’da; Türkiye dünyada 33. sıradaydı, bu dönemde Çin’in kişi başına tüketimi 395 kg, Avrupa’nın - düşmüş olmasına rağmen - 350 kg oldu. Biz yukarılara doğru çıkıyoruz ama çıkılacak daha çok yer var yukarıda.


Bir de tüketim rakamlarına bakarsak, inşaat sektörünün ülkelerdeki çelik tüketiminde toplam payına bakınca, çelik sektöründe inşaat sektörünün payı aşağı yukarı baktığımızda, yüzde 35 ile 50 arasında değişiyor, gelişmeye göre. Bu rakamı ortalama 40 diye kabul ettiğimizde dünya genelinde ve onun yaklaşık yüzde 35 civarında yapısal çelik kullanımı olduğunu düşündüğümüzde, 220 Milyon Ton rakamını buluyoruz. Bizdeki, Türkiye’deki çelik tüketimi ise 1 Milyon Ton civarında bir şey diyoruz. Toplam yapısal çelik tüketimimiz 25 Milyon Ton üretim içinde 1 Milyon Ton, yani toplam tüketim içinde %4 civarında hatta daha az bir yer tutuyor. Yani burada alınacak bayağı bir mesafe var gibi gözüküyor.


Ülkenin tahmini büyüme oranları, bizim için çok önemli, Türkiye en kötü şartlarda bile yaklaşık yüzde 5’lik ve daha üzerinde bir büyüme ile gidecek. Ülkelerin büyüme oranı ile çelik üretimi ve tüketimi arasında bir paralellik var. Üstelik bire bir değil, büyümenin 1,5 ile 2 katı arasında çelik tüketimi artıyor. Bu dünya ortalamasıdır. Yani ülkede yüzde 5’lik bir büyüme varsa, yüzde 7,5 ile 10 arasında çelik tüketiminde bir artış olması beklenir. Benim beklentim 2030 yılına kadar Türkiye’de çelik tüketiminin sürekli artacağı yönünde. Dolayısıyla başlangıçta bir şey söylemiştim, 2000 yılından 2010 yılına çelik üretimi iki katına çıktı, 2020 yılına kadar da kafamızda bir canlandırmamız lazım acaba 29 Milyon Ton olan rakam nereye doğru gidecek? Kriz yılları hariç son derece düzgün bir büyüme var. 1990 yılında 7.2 Milyon Ton olan rakam 2010 yılında 24 Milyon Ton’a çıkmış, yüzde 224 artmış. Uzunun payı bunun içerisinde 4 Milyon Tondan 11.6 Ton’a çıkmış, yüzde 180 artmış. Yassının payı 3 Milyon Ton’dan 12 Milyon Ton’a çıkmış, yüzde 283 artmış. 2015 yılında Türkiye’de çelik tüketimini ne görüyoruz? İnşaat sektörünün payı 15 Milyon Ton civarında olacak diye bekliyoruz. Önemli olan bu 15 Milyon Ton’un içerisinde yapısal çeliğin payının ne olacağı? Ben 2 Milyon Ton’dan çok daha yukarılara çıkacağını bekliyorum. Çünkü Türkiye büyüyecek, ikincisi de refah düzeyi artacak.


“ÇELİKTEN DAHA FAZLA İSTİFADE ETMEKTEN YANAYIZ”


Moderatör, Yener GÜR’EŞ: Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası INTES Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Demir Bey’den sektör hakkında genel bir değerlendirme yapmasını istiyoruz…


Mustafa DEMİR: 2011 yılı kamu yatırımlarının 257 Milyar Dolar, özel sektör yatırımlarının da 178 Milyar TL olması tahmin edilmektedir. Kamu yatırımlarında yüzde 8 civarında daralma, özel sektör yatırımlarında da yüzde 10 civarında büyüme bekliyoruz. Sektörümüzün en önemli üç iş kolu var. 2010- 2011 yılındaki ödenek tutarlarına bakarsak, tarımda 298 projede 4,5 Milyar TL, enerjide 152 projeye 3,1 Milyar TL, ulaştırmada 383 projeye 8,5 Milyar TL pay ayrıldığını görmekteyiz. Yurtdışı müteahhitlik sektörümüzdeki gelişmelere de kısaca değinmek istersek yurtdışı müteahhitlik sektörü sektörümüzün çok önemli pazar yerlerinden biridir. 2009-2010 yılında global krize rağmen yurtdışı müteahhitlik yatırımlarımız ve gelirlerimiz artarak devam etmiştir. Türkiye 1972’den bu yana 83 ülkede yaklaşık 178 Milyar Dolarlık 5600 adet projeyi gerçekleştirdi. Bunun son on yılını sizlere arz etmek istiyorum. 2001 yılında 2,4 Milyar Dolar, 2002’de 2, 4 Milyar Dolar, 2003’de 4,1 Milyar Dolar, 2004’de 10,6 Milyar Dolar, 2005’de 11,2 Milyar Dolar, 2006’da 20,4 Milyar Dolar, 2007’de 24,5 Milyar Dolar, 2008 kriz yılıdır ve 24 Milyar Dolar, 2009’da 21 Milyar Dolar ve 2010’da da 15 Milyar Dolarlık yurtdışı taahhüt işlerine girmiştir. Türk müteahhitleri eskiden küçük işlerin talibi olurlardı, artık giderek büyük işlerin, prestij işlerin talibi olmaya başladı Dünyada ve prestij işlerin bir çoğu da çelik karkas inşaatlardan oluşmaktadır. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı yurtdışı projelerde projecilerimize destek vermek için özel bir fon oluşturdu, 50 Milyon TL civarında onu da burada özellikle hatırlatmak isterim. şimdi toplantı konumuz olan yapısal çeliğe bizi ilgilendiren kısmıyla bakmak istiyorum. Çelik yapılar sağlamlığı, deprem avantajı ve bir çok avantajı açısından önemlidir. Fakat ne yazık ki çelik yapıların ülkemizde kullanımı son derece azdır. Tabii çelik yapıların uygulanmasında proje desteği, geniş açıklıkları kolay geçme, kötü iklim şartlarında bu imalatı sürdürebilme, hızlı imalat önemli fırsatlardır ve bizlerin de bunlardan istifade etme gerçeğimizi hem yatırımcı, hem projeci, hem yapımcı olarak o yönde kullanmakta büyük fayda olduğuna inanıyorum ve çağdaş yapıların ayrılmaz parçası olan çelikten daha çok istifade etmekten yanayım.


“TUCSA ASKK PROJESİ HEYECAN VERİCİ”


Moderatör Yener GÜR’EŞ: Yeni şekliyle Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı oluşumu hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz? TUCSA olarak Afet Sonrası Kalıcı Konutlar diye bir proje geliştirmeye çalıştık, ne düşünüyorsunuz? Bir de çeliğin avantajlarından afet bölgelerinde yararlanmak üzere görüşlerinizi almak istiyoruz…


Özgür AVŞAR: Türkiye sahip olduğu tektonik sistem, doğal yapısı, coğrafi durumu dolayısıyla ülkelerin maruz kaldığı doğal afetlerden en fazla etkilenen ülkeler sıralamasında en üst sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de doğal afetlerdeki kayıplar önemli ekonomik kayıplar da meydana getirmektedir. Bu konudaki istatistikler incelendiğinde doğal afetler nedeniyle gayri safi milli hasılamızın yüzde 1’i oranında ekonomik kayba yol açtığı görülmektedir. Ancak doğrudan ekonomik kayıpların yanında pazar kaybı, üretim kaybı, işsizlik gibi dolaylı ekonomik kayıplar da hesaba alındığında toplam kaybımız gayri safi milli hasılanın yüzde 2 ile 4’ü arasında olduğu görülmektedir. Afetlerle ilgili çalışmalar yapan üç temel kamu kuruluşunun Başbakanlık Afet Acil Durum Müdürlüğü, İç İşleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kısaca AFAD, Aralık 2009 tarihinde kurulmuştur. Kurumumuzdaki en önemli değişiklik mantalite açısından modern risk yönetimi gereği olarak şu ana kadar yapılan afet durum çalışmalarında gördüğümüz afet olur devlet oraya gider bir şeyler yapar yerine, zarar azaltma ve hazırlanma, afet öncesi biz nasıl zararın oluşmasını engelleriz şeklinde çalışmalar yapılmaktadır. 6 daireden oluşmaktadır, bunlar Planlama ve Zarar Azaltma, Müdahale, İyileştirme, Sivil Savunma, Deprem ve Yönetim Hizmetleri olmak üzere altı adet hizmet birimi bulunmaktadır. Kanunların yerine getirilmesinde illerde valiler sorumludur. Sizin derneğinizin projesini ve çelik yapıların afetlerde sağlayacağı faydalar konusunda çeşitli çalışmalar yapıldığını takip ediyoruz, sizlerle de temas halindeyiz bu konuda. Geliştirme aşamasında olduğunuzun Afet Sonrası Hızlı Kalıcı Konut Projesi (ASKK) adlı proje kurumumuz tarafında gerçekten olumlu karşılanmaktadır. Bu çalışmanın kurumumuzla işbirliği içinde geliştirilmesinin faydalı olacağını ümit ediyoruz.


“ÇELİK KULLANMAMAK BİRAZ DA CEHALETE GİRİYOR”


Moderatör Yener GÜR’Eş: Türk Yapısal Çelik Derneği’nin Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Üyesi Selçuk ÖZDİL Bey’den de, görüşlerini bizimle paylaşmasını rica ediyoruz…


Selçuk ÖZDİL: Kamu sektöründe neden daha fazla çelik kullanılmıyor? Türkiye’de neden yapısal çeliğin aldığı pay Avrupa’nın gerisinde? Bunun için çeliğin; ekonomi, sürdürülebilirlik ve teknolojik gelişmişlik, inovasyon ve rekabetçilik gibi yararlarını anlatmak, yeniden, yeniden anlatmak gerekiyor. Türkiye’nin 2023 vizyonunu gerçekleştirebilmek için ihtiyacı olan şeyleri çelikle elde edebileceğini INTES Başkan Yardımcımız söyledi. Bu çok önemli bir saptama. Ama kamuda, daha doğrusu Türkiye’de yapı kültüründe bir sorun var. İşte deprem olduğu zaman bu hastalıklardan dolayı binalarımız yıkılıyor. Bu kural dışı uygulama hastalıkları yapısal çelik sektörüne bulaşmasın diye biz de çaba içindeyiz. Kamu sektöründe Türkiye’deki genel inşaat kültüründen gelen, işte bir çeşit malzeme ile her şeyi yapmak saplantısı var. “İlle de beton yapacağım” saplantısı var. Bu alternatif yapı malzemelerini değerlendirmeme hastalığı, köprü yapmakla sorumlu devlet kuruluşundan kaynaklanıyor. İdare kesin madde koydu çelik olmayacak diyorlar. Böyle bir şartname yazan bir teknik adamı ben anlayamıyorum. Bizim yapmaya çalıştığımız TUCSAmark çalışması bir yeterlik çalışmasıdır çünkü Türkiye’de özellikle 99 depremlerinden sonra eline iki kaynak pensesi, yanına üç beş kaynakçı alan “ben çelik yapı yapıyorum” diye çıktı. Bu bir tehlike. İşi bilmeyen, ehil olmayan insanların ve kurumların bu işi yapmaması gerekir. Bu bilgisizliği bir an önce giderip çeliği doğru yere oturtmamız gerekiyor. Onun için şartnamelerimizde “çelik olmasın” gibi saplantılardan kurtulmalıyız.



© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton