TR|EN
Actual Content
Newsletter
Casp 2022
EUROCORR
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 47 - Nisan 2016

Söyleşi




PAB Mimarlık: “Çelik Rastgele Bir Malzeme Seçimi Değil “



Çelik Yapılar adına ümit vaat eden bir mimarlık ofisinde, üç başarılı mimarla gerçekleştiriyoruz bu kez dergi sohbetimizi. PAB Mimarlık’ın kurucu ortakları Pınar GÖKBAYRAK, Ali ERAY ve Burçin YILDIRIM sayfalarımızın konukları.
Çelik Yapılar adına ümit vaat eden bir mimarlık ofisinde, üç başarılı mimarla gerçekleştiriyoruz bu kez dergi sohbetimizi. PAB Mimarlık’ın kurucu ortakları Pınar GÖKBAYRAK, Ali ERAY ve Burçin YILDIRIM sayfalarımızın konukları. 2015 yılı Arkitera Genç Mimar Ödülü’ne layık görülen mimarlarımız, ödül jürisi tarafından, mimarlığın farklı alanlarındaki üretimleri, yaptıkları araştırmalar ve akademik çalışmalarla desteklemeleri, özellikle de eğitim yapıları ile ilgili üretimleriyle toplumsal katkı sağlama çabaları nedeniyle ödüllendirilmişler. Bu ödül kadar çelik yapılar alanına yönelik etkileyici projeleri de var bu genç ofisin. Devamını ve çelik yapılar üzerine samimi düşüncelerini okumanızı dileriz, çok öğreneceklerimiz var gençlerden. 



Üniversite döneminizden başlayalım, aslında orada şekilleniyor ya

yapı, yapı malzemeleri, nasıldı çelik yapılarla ilgili aldığınız eğitim?

Pınar GÖKBAYRAK: Yapı dersleri kapsamında çelik, betonarme,

ahşap gibi derslerimiz vardı. Bunun ötesinde bizim dönemimiz için

proje derslerimizde, özellikle bir çelik vurgusu olduğunu söyleyebilirim.

Hatta biz betonarmeden ziyade çelik çözerek projeler geliştirdik.

Gerçi okul düzeyinde ne kadar çözülebiliyorsa... Yine de çelik proje çözerek, inceleyerek, tartışarak mezun olmuş bir dönemiz.

Bitirme projeniz mi çelikti?

Burçin YILDIRIM: Şimdi öğrencilik dönemimizi düşününce, çoğu projemizde çelik tercih etmişiz.

Pınar GÖKBAYRAK: Bunun üçümüze has bir durum olduğunu düşünmüyorum. O dönem proje hocalarımız da öğrencileri çeliğe yönlendiriyorlardı. Yoksa sadece bizim keşfimiz değildi. Açıkçası

hocalarımızda çelik yapılara karşı özel bir ilgi ve öğrencileri çelik yapılarla tanıştırma içgüdüsü vardı. Projelerimizde çeliğe sıkça

yer veriyorduk ancak çeliğin özelliklerinden ne kadar faydalanarak

kullanıyorduk, ondan pek emin değilim. Şimdi geriye doğru baktığım zaman, acaba betonarme gibi mi çalıştırmaya çalışıyorduk çeliği diye düşünüyorum. Gerçek anlamıyla çeliğin potansiyellerinin farkına varılmamış da olabilir. O döneme böyle bir öz eleştiri getirebilirim.

Burçin YILDIRIM: Bence uygulama projesi olarak özellikle çelik seçmemizin bir sebebi de, çeliğin detaylarını gerçekten öğrenmek

içindi. Çünkü betonarme, mezun olduktan sonra da hepimizin rahatlıkla görebileceği, öğrenmeye devam edebileceği bir sistem; ancak esas amacımız çeliği okulda, özellikle uygulama projesinde, detay çözümleriyle öğrenmekti. Fakat çelik dersleri ile ilgili bir eleştiri yapmak gerekirse, o dersler daha çok çeliğin hesaplanmasıyla ilgili, mimarların çok da içine giremeyeceği derslerdi. Bu derslerin öğrenciyi çeliğe teşvik edebileceğini düşünemiyorum. Bizim için proje derslerinde çeliği detaylarıyla, taşıyıcı strüktürü kurarak, çözerek yapmak çok daha iyi bir deneyimdi.

Pınar GÖKBAYRAK: Proje derslerimize referans olarak hep çelik

projeler getirdiğimizi hatırlıyorum. Tabi o zaman hafiflik, şeffaflık,

cam cepheler, yere minimum değen strüktürler falan çok tartışılan

konulardı. Böyle yapılar da ister istemez çelikti. Ya da biz bu tür yapılara daha meyilliydik, onun için de ister istemez çeliğe gidiyordu sonuç.



Oldukça ilginç bir şey söylediniz, “Belki de betonarme gibi yapıyorduk” dediniz. Bu bizim Türkiye’ye gelen yabancı uzmanlardan da duyduğumuz bir eleştiri, “Betonarme mantığıyla çelik yapı projelendiriyorsunuz” diyorlar, hatta yerli uzmanların da kimisinin böyle bir görüşü var. Şimdi çelik proje yaparken betonarme etkisinden kurtulabiliyor musunuz?


Pınar GÖKBAYRAK: Genel olarak Türkiye’deki örneklere baktığımızda,

aslında çok da ayrışan bir yapı göremiyoruz.

Burçin YILDIRIM: Aslında strüktürü ile öne çıkan bir çelik yapı

pek yok. Hatta çoğunlukla şunu duyuyoruz; yabancı mimarlar

Türkiye’ye yaptıkları projeleri çelik olarak tasarlıyorlar; ama sonra

projeyi Türkiye’de betonarme olarak üretiyorlar, uygulamasını betonarme yapıyorlar. Bütünüyle çeliğin özelliklerini kullanan proje

aklımıza pek gelmiyor.

 

Arkitera ile gerçekleştirdiğiniz röportajda önemli bir şey söylüyorsunuz “Önümüzdeki en büyük engel çoğu zaman bizden önceki jenerasyonların yaptığı hatalar oldu. Çok beğendiğimiz bazı mimarların doğru yapmadığı işlerin, örneğin doğru yönetmediği müşteri ilişkilerinin olduğunu fark ettik. Sanırım onların piyasada alışkanlık haline getirdikleri ve pek de doğru bulmadığımız bazı proje üretim biçimleri ya da iletişim yöntemleri bizden de bekleniyor.” Bu yorumunuz çelik yapılar alanı için çok önemli, bir sistem var yapı sektörümüzde ve çelik yapılar bu sistemin içinde kabul görmekte zorlanıyor. Biraz bunun üzerine konuşalım isterseniz... Çoğu proje salt bu nedenle çelikten dönüyor çünkü.

Burçin YILDIRIM: Aslında bizim de böyle bir deneyimimiz oldu, projeye çelik olarak başladık, tasarımımızı bu şekilde devam ettirdik, ihale dosyalarına kadar tamamladık, daha sonra işveren projeyi betonarmeye dönüştürmek istedi. Biz mimar olarak çelikle devam edilmesi için gayret de ettik ama sonuç alınamadı.

 

Bölüyorum ama maliyet hesabından mı kaynaklandı bu değişim?

Burçin YILDIRIM: Evet, maliyetlerden kaynaklı olarak ama ben bunun daha çok Türkiye’deki çelik lobisinin, tırnak içinde söylüyorum, Türkiye’de henüz çok aktif olamadığından dolayı olduğunu düşünüyorum. Biz mimar olarak ne kadar aslında yapının çelik olarak uygulanmasının daha uygun olacağını anlatsak da insanların akıllarında farklı bir görüş var ve bizim bunu tek bir örnek üzerinden kırmamız çok zor. Bunun farklı kanallardan, daha büyük bir bakış açısıyla etki göstererek kırılması gerekiyor.

 

Nasıl kırsın, etki göstersin çelik lobisi?


Pınar GÖKBAYRAK: Her şeyden önce inşaat süresi kısalıyor ki bu

önemli bir avantaj, bunun üzerinde durulabilir.

Ali ERAY: Türkiye’de planlama iyi yapılmadığı için genel olarak inşaat projelerinde kayıplar zaten göz ardı edilebiliyor. Bence çelik önce, en değerli projelerde kullanılmaya başlanmalı. Genelde kamu projelerinde görüyoruz bunu, Burçin’in bahsettiği örnek öyle bir örnekti mesela. Çeliğin imkanlarının ve avantajlarının, değer yaratan ve ticari kaygısı olan bir örnek üzerinden, herkese çok iyi bir şekilde anlatılması lazım. Kazanç nedir, kazanılan süre nedir? İlk yatırım maliyeti yüksektir; ancak kazanılan süre sayesinde maliyet anlamında kazancın çok iyi anlatılması lazım. Böyle bir örnek üzerinden yola çıkmak lazım; çünkü Türkiye’de inşaat pratiği o kadar da planlı yönetilmediği için bence, çeliğin zaman olarak sağladığı avantaj pek işe yaramıyor. Temel sorunlardan birisi planlama.

Pınar GÖKBAYRAK: Orada da herhalde mimarın tek başına değil de, mimara destek olacak danışabileceği bir kurum, bir uzman grup gerekiyor. Çünkü mimar da bir yerde tıkanabiliyor. Uzun vadede çelik yapı ne getirir, ne götürürü aslına bakarsanız siz de bilemeyebiliyorsunuz; çünkü ne kadar pratik yaparsanız o kadar öğreniyorsunuz. Dolayısıyla çok fazla çelik yapı yapma imkanımız olamadığı için bizim de bilgimiz belli bir yerde tıkanıyor. Belki de çelik yapılar hangi durumlarda tercih edilmeli, ne gibi avantajları olabilir gibi bir lobi çalışmasının öncelikle mimarlarla paylaşılması gerekir. Böylece mimarlar kendilerine, projelerine ve arkasındaki malzeme sektörüne güvenerek işverenine çelik yapıyı diretebilir.

Ali ERAY: Bence proje yönetim ofisleri de etkili olabilir. Belli bir yerden sonra proje yönetim ofisleriyle çalışmak alışkanlık haline geldi. Onların daha fazla ikna yeteneği var, mimar bir yere kadar savunabiliyor. “Maliyet” dendiği zaman bizlerden çok, bu kurumların devreye girmesi gerekiyor.



Türkiye’nin yapı sektörünün içinde son dönemlerde bir miktar kıpırdanma olmasına karşılık çelik yapıların aldığı payın yüzde 5’ler gibi çok küçük bir aralıkta sıkışmasının nedenleri ne olabilir sizlere göre?

Ali ERAY: Yerli çelik imalatı yeteri kadar var mıdır, önce onu merak ediyoruz tabii. Profil bazlı, tedarik sırasında rahatlıkla temin edilebilen yerli çelik malzememiz yeteri kadar var mıdır, bilemiyorum. Çünkü sacdan üretme profiller biraz güvensizlik yaratabiliyor.



Yerli çelik üreticilerimiz de mimarlar talep ederse üretiriz diyorlar...

Ali ERAY: Biz somut olarak yaşadığımız örneklerden bahsediyoruz.

Çelik bir proje önerirken yaşadıklarımızdan.

Burçin YILDIRIM: Mesela Gökçeada Lise Kampüsü projemiz çelikti, çünkü en önemli hedeflerden birisi ada koşullarıydı. Gökçeada’da bir okul yapısı olduğu için inşaat süresi, ve nakliye çok önemliydi. Sonuçta malzemeyi oraya gemi ile taşıyorsunuz. Bu gerekçelerle projeyi çelik düşündük ve öyle önerdik; fakat idare bunu kabul etmedi, sistemi betonarmeye çevirdi. “Buralarda yerli malzeme bulamayız, ithal zaten zor” gibi görüşlerle çelik proje betonarmeye dönüştü. Oysa bizlere destek olabilecek bir üretici olsaydı yatırımcıyı ikna edebilirdik ve o proje, çok daha kolay üretilebilecek bir çelik yapı olabilirdi.

Ali ERAY: Bir de yurtdışından gelen malzemenin geliş suresiyle ilgili bir endişe vardı.



Bu konuda da sektör oyuncularımız sizlerle buluşamamış anlaşılan, artık stoklardan bile temin edilebiliyor yapısal çelik. Tamam, malzeme bir sorun, başka neler var sıralarsak?

Pınar GÖKBAYRAK: Biz üreticileri tanımıyoruz çoğunlukla. Sektördeki

firmaların birkaç tanesini biliyoruz, çoğunluğunun adını bile duymadım. Halbuki beton tarafına baktığımız zaman üretici firmalar ve markalar, ürünleri konusunda çok bilgiliyiz, çünkü onlar çok büyük bir pazarlama yapıyorlar ve biz birebir tanıyoruz onları. Markalarını tanıyoruz, hangi projemizde neyi tercih edebileceğimizi az çok biliyoruz. Çelik endüstrisi biraz mesafeli. Biraz önce proje yönetim ofislerini konuştuk. Onlar belki tanıyorlardır ama bence mimarın da tanıması çok kritik. Uzak olduğunuz

bir dünya ve bu sebeple aklınızın bir köşesinde kalıyor, hemen

hatırınıza gelmiyor. Ben bunu şöyle çözerim, bunun desteğiyle yapabiliriz, orada bulamazsam şuraya danışabilirim gibi kafanızda

bir kurgu yaratamayabiliyorsunuz.

 

Tasarım aşamasında bu da bir güvensizlik mi yaratıyor?

Pınar GÖKBAYRAK: Tabii...

Burçin YILDIRIM: Bence mühendis de çok önemli. Hatta mimardan daha önemli. Mimarlar aslında çelik proje yapmak isterler, heveslidirler de ancak mühendislerin bu alanda çok deneyim sahibi olduğunu düşünmüyorum. Her mühendis çelik proje yapamıyor.

Çelik olarak tasarladığımız projelerden birisi bir inşaat fakültesi binasıydı. Orada bizzat inşaat fakültesi hocalarının isteğiyle, özellikle

talep etmeleri üzerine proje betonarmeye döndü. Yani derneğinizin ve çelik sektörünün üniversitelerin Ar-Ge kısmıyla daha iyi bir iletişim içerisinde olması, onları desteklemesi lazım herhalde. Çünkü şu anda mühendisler mimarlara göre çeliğe daha kapalılar. Bunun dışında proje süreçlerinde çelikten betonarmeye dönülmesinde bir etken de, yangın boyası. Yangın boyası çok masraflı bir kalem oluyor. Nedense öncesinde öngörülmeyen bir kalem gibi oluyor, aslında hepimiz biliyoruz ki burada yangın boya koruması yapılacak ama son aşamada çelik metrajı çıkıp, boya metrajı yapıldığı zaman yangın boyasının getirdiği maliyet çok göze batıyor ve istenmiyor. Sonuç olarak çelik projeden uzaklaşılıyor.

 

Çelik Yapıların bitirilemeyen mazeretlerine geldik yani, “çelik yanar”, “pahalıdır”...

Burçin YILDIRIM: Çelik yanar, çelik titreşir, çeliğin detay sorunu olur...

Ali ERAY: Akustik sorunu vardır, trapez döşemeyi kaplamazsanız

tozuma, kir... gibi söylemler çok.

Pınar GÖKBAYRAK: Deneyim aktarımı çok önemli. Bence Türkiye’de

yapılan örneklerde mimar ve mühendislere sorularak teknik olarak ne gibi sorunlarla karşılaşıldı, bu sorunlar nasıl aşıldı gibi bilgilerin paylaşılması çok önemli. Çünkü mimar olarak biz bitmiş, güzel imajları görüyoruz ama buraya nasıl gelindi? Arkasındaki hikayeyi, özellikle de çok fazla tanımadığımız alanlarda nasıl sorunlar çıkabilir ve nasıl aşılabilir, merak ediyoruz. Bunların paylaşılması çok değerli olur. Bu paylaşım hepimizin önünü açar.



Yine Arkitera’ya verdiğiniz röportajda “Yapı sektörünün en aktif döneminde üretimi gençler tanımlayacaklar” diyorsunuz. Etkileyici bir görüş, biz de istiyoruz ki genç mimarlarımız çelik yapıların önünü açsınlar bu yeni dönemde. Ne isterseniz, neler yapılırsa bu gelişme yaratılabilir?

Ali ERAY: Mimarlar dışındaki diğer aktörlerdeki algıyı kırma konusunda çalışmalar yapabilirseniz bizlerin de mücadele gücü artabilir. Örneğin mühendisler, proje yönetim firmaları, müşavirlik kuruluşları olabilir. İşverenin karar vermesinde daha fazla ikna gücüne sahip olan aktörleri ikna etmeniz ve bilgilendirmeniz gerekiyor. Ardından da bizleri özellikle detay konusunda daha fazla beslemek. Biz detay konusunda yayınları takip edebiliyoruz ya da örnek projeleri inceleyebiliyoruz, bunun haricinde danışabileceğimiz firma ya da kurum yok gerçekten de.








© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton