TR|EN
Actual Content
Newsletter
Casp 2022
EUROCORR
Çelik Yapılar Extra
Tevfik Seno Arda Lisesi
Yayınlar > Çelik Yapılar
Sayı: 28 - Ağustos 2011

Seminer & Kurs




Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Marmara Üniversitesi Yeni Teknolojiler Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü EUROSOLAR-Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bölümü Başkanı Dünya Rüzgar Enerjisi Birliği Başkan Yardımcısı



1800 Sanayi Devrimi sonrası dünya fosil yakıtı yakmaya başladı. 1970 yılına gelindiğinde petrol krizi oldu biliyorsunuz ve ülkeler nükleer santrallere yöneldi. 1970 yılından itibaren İngiltere’de 19 tane santral kuruldu ve şu anda ömürleri bitmek üzere ve özelleştiremediler, hiçbir firma bunu kabul etmek istemedi.

“KAYNAK VAR AMA İRADE DE OLMALI”



1800 Sanayi Devrimi sonrası dünya fosil yakıtı yakmaya başladı. 1970 yılına gelindiğinde petrol krizi oldu biliyorsunuz ve ülkeler nükleer santrallere yöneldi. 1970 yılından itibaren İngiltere’de 19 tane santral kuruldu ve şu anda ömürleri bitmek üzere ve özelleştiremediler, hiçbir firma bunu kabul etmek istemedi. 70’lerden itibaren bunlar kuruldular ama 78’lere gelindiğinde Amerika hiçbir nükleer sipariş almadı ve daha öncekileri de iptal ettiğini açıkladı. Amerika 78’den beri kurmamasının gerekçesini 4 madde olarak açıkladı: 1. pahalı, 2. atıkları depolanamadığı için, 3. vatandaşların korunması gereken bir oluşumla iç içe yaşamak istememesi, 4. kamunun denetleme maliyetlerinin çok yükselmesi. Daha fazla nükleer üzerinde durmak istemiyorum, şu anda her ülke atıklarını depolayacak başka bir ülke arıyor, onun için ikili anlaşmalar yapılıyor, Bunu bir tarafa bırakıp fosil santrallere geldiğimizde şu anda ne yazık ki kredi vererek kendi ülkelerinde terk ettikleri, AB ve Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda artık kullanmadıkları temiz kömür teknolojilerini diğer ülkelere transfer etmeye çalışıyorlar. şu anda 16.000 MW termik santral lisansımız var, ben bunun olmaması gerektiğini düşünüyorum. 2008 yılında ABD Çevre Bakanlığı termik alternatif değildir dedi. Başka amaçlarla kullanımı bilemem ama enerji kaynağı olmadığını söylemek istiyorum. Fosil zaten Birleşmiş Milletler ve AB çerçevesinde durduruldu. Enerjide sorunumuz şu ki, yani siz 30 yıllığına doğalgaz anlaşması yaptıysanız, enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji yasasını hep geciktirmek zorundasınız. Çünkü zaten kullanmadığınız doğalgazın parasını veriyorsanız o zaman enerjinin etkin kullanımını desteklemiyorsunuz ya da destekleyemiyorsunuz. Onun için bunları uzun vadeli stratejik planlamada bütün dünya ülkelerinin kullandığı, karşılaştırılabilir bir modelle karşılaştırmak lazım. 1970’lerden itibaren bir yandan nükleer çabalar oldu, bir yandan da daha az enerji kullanmı ortaya çıktı, o yıllardan bugüne kadar yani 70 yılından bu yana 40 yıldır endüstrileşmiş ülkeler daha az enerji tüketerek çalışmak, daha az enerji tüketerek soğutmak, aydınlatma teknolojilerini geliştirmişler. 4 ila 10 misli daha az enerji tüketerek bu faaliyetleri sürdürmek mümkündür. Birinci çözüm budur. Ama biz ne yazık ki % 80 daha az enerji tüketen elektrik motorlarını hala Türkiye’de kullanmıyoruz. Hala 20-30 yıl öncesinin daha çok enerji tüketen motorları satıyoruz, kullanıyoruz.A sınıfı buzdolabı üretiyoruz ama Türkiye’de kullanılan buzdolaplarının % 80-90’ı B, C, hatta harfsiz. Böyle teknolojiler var bunları kullanmak lazım diyoruz.


Almanya mevcut termik santralleri kapatıyor, yenisini kurmuyor. Her çatıyı güneş pilleri ile kaplıyor, 45 Euro Sent vererek bunu destekliyor. Bizde böyle bir şey yok. Bizdeki destek, firma batarsa kamunun garantisi demek. Elektrik fiyatı 10 Euro sent ama rüzgara biz 5 Euro Sent veriyoruz. O da bunu yapan firma batarsa devletin garantisi diye. Yani güneş olmayacak, rüzgar çıkmayacak, o firma da çok beceriksiz olacak, kanatlar kırılacak, olmayacak bir şey, yani bu bir destek değil. Türkiye’de çok rüzgar olduğu için ruhsat alanlar serbest piyasada elektriği satabildiği için kar ediyor. Ama Almanya olmayan güneşi ve rüzgarıyla maksimum çaba gösteriyor.

1970 – 80 arasından dünyada enerjinin etkin kullanımı başladı ama 80’de dediler ki; olmuyor, bu yetmiyor. OECD ülkeleri olarak bir araya gelip Uluslararası Enerji Ajansı’nı kurdular, teknoloji araştırma projelerini başlattılar, rüzgar teknolojilerinin araştırılmasını kararlaştırdılar ve her ülkenin enerji bakanlığı anlaşma imzaladı, her yıl 20-30 Bin Euro koydu teknoloji geliştirme çalışmaları başladı, 1980 yılında. O zaman kadar rüzgar santrali yok, 1850’de denemiş insanlar ama kırılıp dökülüyor. Amerika buna öncülük etti, vergi indirimleri getirerek pazar oluşturdu. Almanya, Danimarka, Hollanda teknoloji geliştirdi, yeni firmalar kuruldu. 1980’den beri Californiya’nın bir bölgesinde tüm enerji ihtiyacı bu rüzgar santrallerinden karşılanmaya başladı, 1 Milyon kişi rüzgar enerjisi kullanmaya başladı. 1996 yılında 600 kilovatlık RES teknolojileri gündeme geldi. Almanya ben bu alana yatırım yapacağım dedi ve şu anda 15.000 Milyar Euro’luk yatırımları var, bununla beraber AB 5 firmaya 1’er Milyon Euro vererek 1000 kilovatlıklarını yapın dedi, proje çağrısı açtı, şimdi de geldiğimiz noktada 5 MW ve deniz üstü için 7 MW’ı duyduk. 2010 yılına geldiğimizde artık bu alandaki teknoloji kopukluğu gitmiş durumda.


Şimdi herhangi bir teknolojinin kullanılabilmesi için üç şey gerekiyor. 1-Kaynağın olması lazım, 2- Teknolojinin olması lazım, 3 -Bir kamu iradesinin olması lazım. Karar verme mekanizmasının sorundan değil çözümden yana olması lazım. şimdiye kadar karar verme mekanizmaları ekonomik ilişkiler, uluslararası ilişkiler nedeniyle hep fosil ve nükleer, doğalgaz üzerine kurulmuş. Mesela bizim için hidroelektrik çok önemli bir şey, böyle bir yapı var. Bu yapı ancak yeni bir çözüme inanırsa, yönelirse oluyor, olmazsa da olmuyor. Yeni teknolojinin kullanılır hale gelmesi bu direncin kırılmasını gerektiriyor, ezberde olanın dışında düşünceyi gerektiriyor.

Kaynak var mı dünyada diye bakarsak anlattık sözlerimin başında yaşamın kendisi o kaynak zaten. Türkiye’ye baktığınız zaman 28 Milyon kişi bu ülkeye güneşlenmeye geliyor, güneşte avantajlıyız. Rüzgarda ise, Rüzgar haritasını ben kendim 1989’de yaptım, Devlet Planlama’dan aldığımız bir destekle, ben 83.000 MW bulmuştum. Sonra Elektrik İşleri 88.000 MW buldu. Sonra 48.000 MW 7 metrenin üzerinde dendi. Az önce arkadaşımız 6,5 metre / saniye alırsak 130.000 oluyor dedi. Ama şu anda ben 150.000 MW olduğunu düşünüyorum bizim potansiyelimizin. Aldığınız rakamlara göre değişiyor. En azından 40.000 in üzerindeyiz. Keza jeotermal kaynaklarda da iyiyiz, yani söylemek istediğim Türkiye’de kaynak sıkıntısı yoktur yenilenebilir enerji konusunda.


Rüzgar enerji santrallerinde dünyada teknoloji çok ilerledi. Son dönemde Çin Amerika’yı geçti. şimdi Çin-ABD ve Almanya diye gidiyor bu sıralama. Çin şebeke sorununa şöyle çözüm buldu, türbin nereye kurulmuşsa şebekeyi oraya getiriyor. Çünkü konvansiyonel şebeke ile bu farklı olmak durumunda. Konvansiyonel şebeke büyük 1000-2000 MW’lık santralle, güneş çağı şebekesi farklı, her yerden alıp her yere dağıtmak zorunda. Bizim TEİAş’ın da konvansiyonel şebeke ile yenilenebilir enerjiyi değerlendirmemesi lazım, kendini yeni çağa uydurması lazım, uyduğu takdirde 150.000, 200.000 de olabilir. şu anda 2000’de %20 daha az sera gazı emisyonu yaratmak, % 20 daha az enerji tüketimine yönelmek, % 20 yenilenebilir enerji kaynaklarını harekete geçirmek diye açıklanan 20x20x20 formülü var. Avrupa ve ABD bunu uyguluyor. Dünyada şu anda 200.000 MW rüzgar var, 400.000 MW da nükleer var, çoğunun yaşı doldu ve kapatılması gerekiyor, maliyet hesapları yapılıyor. Çin 500.000 MW rüzgar santrali kurmayı hedefliyor, Avrupa Ülkeleri de 500.000 MW kurmayı planlıyorlar.


Sonuç olarak Türkiye’de rüzgar enerjisinden yararlanmak için kaynak var, teknoloji var, karar vericilerin olması lazım artık. Rüzgarı olmayan ülkeler diğer olan ülkelere kredi vererek onları desteklemeye, teknolojilerini satmaya çalışıyorlar. Bizim gibi güneş ve rüzgar şansı olan ülkelerin bu teknolojilerden yana olması lazım. Genel olarak bizde bu işin teknolojisi 30 yılda falan olur gibi bir algı var, bu doğru değil. Başkalarının atıklarını toplayan ülke olmamalıyız. Kendi teknolojilerini kullanarak 5 yılda % 100 yenilenebilir enerjiye geçebiliriz. Ama bu yeniden doğalgaz anlaşmaları imzalayarak olmaz.



Çelik Yapılar - Sayı: 28 - Ağustos 2011

Seminer & Kurs

RÜZGAR ENERJİSİ VE SANTRALLERİ SEMİNERİ
Prof. Dr. Nesrin Yardımcı - Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Hasan SELEKT - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, Şube Müdürü
Mustafa ÇALIŞKAN - Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Yenilenebilir Enerji Kaynakları şube Müdürü
Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Marmara Üniversitesi Yeni Teknolojiler Araştırma Uygulama Merkezi Müdürü EUROSOLAR-Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Başkan Yardımcısı ve Türkiye Bölümü Başkanı Dünya Rüzgar Enerjisi Birliği Başkan Yardımcısı
Prof. Dr. Milan VELJKOVIC
Patrick WAHLEN - Global Busines Director for Power Generation, Lincoln Electric, ABD
Anssi MAKELA - Sales Manager, PEMAMEK, Finlandiya
Önder DEMİRER - Demirer Holding Yönetim Kurulu Başkanı
Koray ALTINKILIÇ - NORDEX Enerji A.Ş.
Hasan ŞEMSİ - Berdan Cıvata ve Somun Sanayi Genel Müdürü
© 2014 - Turkish Constructional Steelwork Associaton